Bizim coğrafya

Aşçı ile lokanta arası bir yerdeyim. Öğle üstü karnımı doyurmak bu fırsatla da, aşevinin kapısı önünden iri çınarlara sürtünerek geçen rüzgârdan faydalanmak niyetindeyim. Oturduğum yerin karşısına geçen bir diğer müşteri de yemeğini garsona havale etmiş durumda.

— Bir de vişne kompostosu söyle yavrum!
— Başüstüne beyim.
— Unutma ha!
— Unutmam, meraklanma beyim.
— Meraklanan falan yok, unutma dedim.

Garson hem mırıldanıyor, hem sesleniyor:

— Vişne bir!

Her neyse. Yemeklerimizi yeyip kalkacağımız sırada, karşımdaki asabi mizaçlı zat: “Getir oğlum vişneyi!” diyor. Fakat bu garson, ilk gelen değildir:

— Vişne bitti beyim!

— Nasıl biter yahu! Sen kendin bitsen daha iyi olacak. Demin söylediniz ya! Kaç ağız kullanıyorsunuz? Sübhanallah! Bu sefer ilk garson geliyor, öteki garsona:

— Sormadan ne halt karıştırıyorsun ulan!
— Ulan sana benzer. Ne bileyim ben senin vişne ayırttığını; kerametim mi var?

İri kıyım ve kalın göbek bir müşteri, büyük bir ayı yavrusunu andıran karıncığını pilâvla beslemek için kaşığı yerleştirip dururken bir taraftan da lafa karışıyor:

— Yahu iki lokma yemek yemeğe geldik, zıkkımlanalım da ondan sonra kavganızı yapın!

Aşçı bulunduğu yerden hırlıyor:

— Sana bir şey diyen var mı?

Tedirgin olan deminki müşteri, birden çatalını düşürürcesine hırsla ayağa kalkıyor.

— Paramızla hakaret görüyoruz. Görün hesabımı!

Kompostosunu temize havale eden ilk şikâyetçi ise:

— A canım, ben sustum, sizler kavgaya tutuştunuz. Az adamlar değilmişsiniz!

Aşevinin sahibi, horozlanmaya hazır:

— Bey baba, hep senin yüzünden çıktı bu zırıltılar; farkındasın değil mi?
— Farkındayım, farkında olmuşum ne olacak, olmamışım ne olacak?

Meşhur bir bilginin hakkı varmış:

“İnsan, bazen mücessem (cisim halinde) iklim ve coğrafyadır.”


Şardağ, R. (1953, Temmuz 13). Günübirlik/Bizim coğrafya. Ege Ekspres, s. 2.     


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın