Geçen günkü haberi, siz de duymuşsunuzdur. Ankara’da, gecenin saat üçünde, külotundan gayrı vücudunda bir tek örtü bulunmayan genç bir kadın, caddeye çıkmış ve yabancı bir apartmana kaçmış. Bu kadının ardından da yine öyle bir üryan herif, aşüftenin peşi sıra soluğu sokakta almış. Havadisin buraya kadar olanı, bütün âdiliğine rağmen pek bayat; çünkü son bir kaç senedir buna benzer şeyler görülmüş veya işitilmiştir. Üzerinde mürekkep harcatmayacak kadar pis ve demode olan bu çirkin haberde bizce ehemmiyetli olan cihet, onların mensup oldukları yerdir. Bu aşüfte ile, ateşi başına vurmuş olan âşık, acaba iki cinsiyet budalası mı? Sapıklar mı? Genelevden kaçıp gelmiş bir sermaye ile dostu mu? Kahpeden aşağı, kötüden beter, ahlâksızdan daha berbat mahlûklar mı? Kimdir efendim bunlar? Söyleyelim: Sosyete mensubu! Hem de bunun yükseğinden.
Nedir bu sosyete efendim? Bir ihtisas okulu mu ki, yüksek mühendis veya mimar gibi, onun da yükseli oluyor. Bir defa, o sınırdan içeri girdiniz mi, Hind Tabu’su gibi her türlü tenkitten, rezil olmadan ve duyulmadan münezzeh oluyorsunuz. Kasten adam öldür, oradan mısın? Roman ve macera mevzu olursun. Kaçakçı mısın, “Bir tanınmış sosyete adamımız” diye meçhuller içine gizlerler seni. Sen işledikçe cinayetin adı bile neredeyse fazilet olur.
Yıllarca kocasından gördüğü zulümden bizar olarak daha iyi kalpli birine ruhunu kaptıran kenar semtin kadını fahişe damgasını yerken, sosyete mensubu, anadan doğma sokaklara uğrar ve nazarımızda asla namus muhasebesine tâbi tutulmaz. Lâf mı söylenir, dil mi uzatılır efendim, şakası yok; büyük sosyete bu!
Şardağ, R. (1953, Temmuz 14). Günübirlik/Yüksek sosyete. Ege Ekspres, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

