Sen yürü bakalım, kolaysa şu Allah’ın sıcağında sokaklardan. Ha, unutmadan söyleyeyim: Neden «Allah’ın sıcağı» diyoruz sanki. Elbetteki kulun sıcağı olacak değil. Sahibi malûm olduğu halde bir defa daha «Allah’a» deyişimiz, şefkatine sığınmak ihtiyacından gelse gerek. Her neyse, çıkmışım Areste’den yola, kan ter içinde caddeyi takip ediyorum. İç gömlek yani atlet fanilâda hayır kalmadı; bu birinci merhale. Fakat dayanmak henüz mümkündür, zira frenk gömleğini babamın hayrına mı taşıyorum? Biraz da o ıslansın bakalım. Caddede kesif kalabalıkla kızgın öğle güneşi sarmaş dolaş olmuş, pestilimizi çıkarmaya çalışıyor. Yüzümüzde ekşi bir ter, burnumuzda ıslak bir karıncalanma, tövbeler olsun. Bir daha sokağa çıkarsam kimse bana adam demesin. Tam da sırada caddenin sol karşısına isabet eden bir plâk ve pikap atölyesinden yükselen ses kulağıma çarpıyor:
O yana da dönder sar beni
Bu yana da dönder sar beni,
Ne nane molla adamlarız biz. Halk çocukları hem bu türküleri söylüyor, hem çorak toprakta akşama dek güneşin kırbacını yeyip duruyorlar; yürü! Maddeme hakim olan bir itişle, bezginliğimden kurtulur gibi oluyorum. Otobüstesin; motor dairesinden ve madeni levhalardan içeri vuran kızgın güneş en keskin bir bıçakla iflâhınızı kesmektedir. «şıp şıp» diye kaşlarınızdan yere ter damlaları dökülüyor. Güneş amca hiç insaf ve merhamet dinlediği yok; yakıp durmakta.
Eve de çok kalmadı, az sonra soyunabilirsiniz, bir ten fanilâ ile mütevazı şark sedirinize söyle uzanınca yatar, az önce etinize dolan güneş yerine, gölgenin serinliğine müştak olan teninizi buhrandan kurtarırken bir nebze tadarsınız. Derken efendim bu da olur. Bu serinliği de bir nebze tadarsınız. Sonra çocuklarla haşir neşir olmak, yemek yemek falan derken yeni bir kavrulmadır bedeninizi kaplar. «Eyvah yine mi yanmak?» canım, bunda ürkecek ne var? Gün battığı sırada bir imbat esmeyecek mi? Her şeyi dağıtır, bu kavruk vücutlarınıza meltem saadetini tattırır elbet. Haydi bunu da tattınız; buyurun geceye. Sabaha kadar, pijamasız da yatsanız, kapıları, pencereleri kapatmak zoruyla ilk ağız ekmek fırınına girmiş gibi olursunuz. Yanın durun bakalım!
Yandık, nitekim yanıyoruz da. Biz yanmaya alışkın bir milletiz. Güneş misin nesin? Topla bütün gücünü, kuvvetini bakalım ne olacak? Hepimiz çifte kavrulmuş kimseleriz. Yay bakalım, yay, yayabilirsen.
Şardağ, R. (1953, Temmuz 19). Günübirlik/Sıcak fantezisi. Ege Ekspres, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

