Ruslardan gelen yeni notayı gazetelerde okudunuz mu bilmem, İstanbul limanına gelecek olan dost Amerikan donanmasında barış arzuları sezmiyormuş. Politika dili ile uzun uzun anlatmak istediği şeyin kısacası şu: Bizden huylanıyormuş.
Peki ama, huylanırsa ne yapalım! Dünya ve biz, ondan senelerdir huylandığımız halde kalkıp nota vermiyoruz. Bu ezelî düşmanla yıllar yılı süren bir dostluk kurmaya razı olmuş büyük Atatürk‘ümüz bile, Montrö anlaşmasında Litvinof’un Türk Hariciye Vekiline gösterdiği, itimatsızlık perdesi altındaki küstah dirsek çevirmeye aynı şiddetle mukabele etmiş, o zamandan beri bu sisteme uyumuş bir yılan gözü ile bakmıştı.
Rusların bize yeniden güven telkin etmesi mümkün mü bilmem, fakat bu, çok şeye, bir hayli teşebbüse bağlıdır. Bir defa ikide bir nota vermekten vazgeçmeli, ciriminin bizden, Türk’ten ileri bir cirim olmadığını, ikide bir, bizi ikaza hakkı bulunmadığını anlamalı, yani yerinde hizaya gelmelidir.
«Gürcistan ve Ermenistan Türkiye’deki toprak taleplerinden vazgeçti» değil, Türkiye’nin topraklarında gözümüz yoktur» diye ve bir beyanda bulunmalıdır. Bize misafir gelen gemilerin adedinden, milletinden ürkmemelidir. Kâfi mi? Bize hulûs çakarken müttefiklerimize de aynı anlayışı göstermelidir.
Kâfi mi? Hürriyet uğruna girişilmiş müşterek bir muharebe sonunda, hürriyet ve istiklâllerini yuttuğu zavallı Baltık devletlerini doymaz midesinden kusmalı! Kâfi değil ki…
Çeklerin, Lehlerin, Macarların, Almanların, Romenlerin, her biri Avrupa’da senelerdir ve bir kısmı asırlardır tarih yapmış olan bu milletlerin hürriyetlerini terk etmelidir. Komşunun bahçesine tecavüz etmekten çekinmeyen bir hırsızın bu sakîm (sakat) mesleğine rağmen bizim eve girmeyeceğine dair verdiği teminatın kaç paralık bir haysiyeti olur ki. Türkiye, beşeriyet nizamı içinde tek başına mütala edilemez. İçteki sathiliğin kaderi topyekûn ele alınmak zorundadır. Rusya, sınıf diktatoryasını muvakkaten kurduktan sonra bütün demokratik hak ve hürriyetleri tanıyacağını bildiren bir felsefî sistemi tatbik etmiştir. 36 senedir hürriyetlerin bir zerresini dahi milletine çok gören bu rejim korkunç istibdadından sıyrılmalı, kâfi mi efendim?
Rusya Bulgar rejiminin bir avuç çoban köpeklerini tecavüzkâr hareketlere kışkırtmayı bir yana bırakmalı. Rusya Kore’de, Çin’de, kardeşi kardeşe vurduran mel’un hareketlerini terk etmelidir. Kâfi mi? Rusya’nın başında bulunan zat, 35 senelik Komünist yoldaşları olan, Stalin‘in gözbebeği Malenkov’u ne çeşit ekmek imâl etmek üzere hangi firmaya ithal ettiğini olsun dünyaya duyurmalıdır.
Bu kadar huylanacak mesele varken bizim oturup kalkıp nota verdiğimiz var mı? Ama da müzik meraklısı bir devlete çattık yahu!
Şardağ, R. (1953, Temmuz 23). Günübirlik/Rus’ların notası. Ege Ekspres, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

