Öğle sıcağı, alnınızı kızıl mengenesine almışken insanda tefekkür, düşünce mi kalır? Ama siz bakın ki, otobüste güç bela bulduğum yere sığınmış, güneşten, kapanacak gibi küçülen gözlerimle etrafı süzüyorum. Öğle paydosundan sonra otobüse hücum eden çeşitli yolcular arasında bir göz kolaçanına çıktım. Tam karşımda, pencere kenarında oturan omuz başından aşağı uzanan tunç renkli ve mütenasip kolların sahibi genç kız, on sekizinde neyi hayal edebilir? Şimdi evine gidecek, ama mesut mu? Bu yaşta hangi genç kıza ana baba evi biraz yabancılaşmaz? Her genç kız, istikbalinin eşiğinde, baba ocağında kendini tedirgin hisseder. Bir aralık onun yanında oturan kıranta, kalantor giyinmiş, orta yaşlıyı süzüyorum. Ağır başlı ve otoriter bir sima. Belki de dairesinde tafra satan, zart zurtçu bir amir olmalı. Güya pencereden dışarı bakıyor, yuttukdu sanki. Sağ gözünü, pencere ile genç kızın sol kolu istikametinde öyle bir gez göz ve arpacık hedefine bağlamış ki… Fakat az sonra evindedir, bu hırsızlama zevki yarıda kalmış, kim bilir, belki de asık bir suratla karşılanacaktır.
Of! Amma da sıcak ya! Sıkıntıdan dört yanımı kara görmeye başladım. Üç genç var ayakta. Omuz omuza bir genç kızı hararetle övüyorlar. Bir genç kıza üç hayran. Hım! Az sonra içlerinde uyumuş olan rekabet yılanı uyanıverecek. Şimdiki saadetleri, onu karşılarında görseler bir anda meyt Allah meyt Allah! Gel de Schopenhauer’e hak verme: “Kederlerin durmasını saadet zannederiz.” İhtiyar nineye baksanıza: Elli kişi içinde belini dayayacak! İstinat bulamamış. Ayakta, kimse kıçını kıpırdatmıyor. Mesnetsiz ömrünün duran çarklarına “tuh” diyor. Sağ yanımda bir karı koca var galiba. Herif çirkin karısının boynuna kolunu öyle bir atmış ki. İşte otobüste tek sevinçli gurup. Ne o? Kadın filesinden bir domates düşürdü. Adam “al” der, kadın oralı değil. Adam malda, kadın hülyâda. Adam domateste, kadın kim bilir nerede? Yazık be! Kim bunlara mesut diyebilir?
Sağa bak kara, sola bak kara. Herkeste bir sıkıntı, bir keder. Bu siyah leke benim içimde mi büyüyor? Güneşten, sıcaktan mı geliyor? Nereden, kimden gelirse gelsin; aman yahu, bunaldım! Ey yukarı semtlere giden gam otobüsü! Bir daha sana binmeyeceğim.
Şardağ, R. (1953, Temmuz 24). Günübirlik/Yukarıya giden otobüs. Ege Ekspres, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

