Dün akşam Güzelyalı tramvayında ben ilk hücumcular arasında idim. Bir başkasını ezmeyecek kadar merhametli, ama kendimi ezdirmeyecek kadar da akıllı davrandım. Her neyse tek kişilik kanepelerden birine ilişebilmiş giderken sol yanımda oturan on sekizinde genç ve güzel kızın aniden gözüme çarpan kirpiklerini süzmekten de kendimi alamadım. Efendim, bu öyle maşa ile çekiştirme veya berber kıskacı kıvrılma saç değil ki tersi tersine bu kadar incelik ve maharetle bükülsün. Demek mai bir havuzu andıran şu durgun gözlerin o cesur nöbetçileri, Hüda’dan da böyle gür, kıvrık, sivri ve batık olabilirmiş. Mamafih bu kadının güzelliği… Ne oldu, ileri durakta bir dalga daha hücum etti. İki ihtiyar kadın yanımızda, ayakta. Birine yerimi veriyorum. Ötekini bir yere yerleştirmek zarureti vr. O ancak bunca cefa içinde ayakta giderken, gizli, edepli de olsa, ben şu yüz güzelliği abidesine nasıl bakabilirdim. Evet ne diyordum, mamafih bu kızın ince bir yüzü, levent bir bedeni var. Hani vücudunda ilgi çekmeyecek bir nokta yok. Tramvay halkı, farkediyorum ki sıcak ve kalabalığın yaydığı nefes kesafetinden baş kaldırarak benim bakındığım tarafa doğru zaman zaman iltica ediyor. Öteki ihtiyar ninecik ayakta duracak halde değil. Kıpırdayanı bulursan aşkolsun.
Kızın dudaklarına dikkat ettim. Çok boyanmış çok ovulmuş, fazla tahriş edilmiş, kırmızının ölçüsüz ve sırnaşık tecavüzüne uğramış. Koparılmış derilerin altı tıkız bir boya gayretkeşliği ile neredeyse et kıyılan kertikli tahtaya dönecek. O dudaklar ne işe yarar, bu zarif bedende hangi mânâyı canlandırabilir ki? Sevilmez, sevemez; öpülmez, öpemez. Tam bu sırada ihtiyar kadın mecalsiz kalıp, “Dur evladım, ben de yanına ilişeyim!” deyiverdi. Hitabettiği de işte size anlattığım kız. Fakat kızda derhal bir hışım sezdim. Sert bir çehre ile kadıncağıza biletini gösterdi. “Biletimi aldım. Parasız oturmuyorum”. Kadıncağız utandı. Mahcup olan bir erkek ona yerini verdi ama, benim bu sefer bu kızda, gözüm değil, nefretim gezinmeye başladı. O dudaklara bir daha baktım. Onlar sade öpemez değil, konuşamaz da. Onların ne işe yaradığını söyleyebilecek babayiğit var mı? O dudaklara bak, dudaklarını ısır! O dudaklara bak, tükür!
Şardağ, R. (1953, Temmuz 30). Günübirlik/O dudaklar. Ege Ekspres, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

