Bir İstanbul gazetesinde şöyle bir tetkik ve seyahat yazısı okudum: Japon kadınları. “Olur a” diyeceksiniz, Japonya’da kadın yok mu? Fakat bahsettiğim yazı, Japon kadınlarının vücut ve ruh güzelliğini pek güzel tahlil etmiş ve bu yazıyı yazan da Kore’de bulunan bir tabur imamımız.
Gerçi imam olmakla dünya zevkinden mahrum olmak, gözden, kulaktan, elden ve dilden nasibi bulunmamak diye bir kaide yoktur. İmam Efendi, taş çatlasa, Tanrılaşamayacağı muhakkak olan günahkâr insanlar sınıfına mensup olduğu için, ona da bir zaaf hali yakıştırabiliriz, onu da kendimizden farklı görmeyebiliriz. Ama bunu yapmıyoruz ki…
Meselâ şu “gâvur imam” tabiri, hocalara karşı takındığımız haksız tavra uyan ne güzel bir sözdür. Buna rağmen o mağdur sınıf sanki kusur işlemiyor mu? Zayıf anlarının kurbanı olmuyor mu ki… Kız kaçıran imam az mıdır? Tanrı adına üflediği nefesine, beşerî gıdıklanışlarının sıcak ve gizli soluklarını katıştıran hoca görülmüyor mu? Bunlar gazete havadisi arasında gözünüze çarpmıyor mu? Profesör Baltacıoğlu, bir gün haklı olarak isyan etmişti: “Yahu, adımız terbiyeci çıktı diye bir genç kıza bakmak bize haram. Ben terbiyeciyim, terbiyeli adam değilim!”
O muhterem, o müsamahalı, o zeki, hoş meşrep tabur imamını görmeyi, tanımayı ne kadar istiyorum. “Efendim” diyor. “Japon kadınları ne kadar güzel sevimli ve ev kadınları olsalar, Türk hanımlarıyla boy ölçüşemezler. Değil onlar, semavatın kadınları bile bizim kadınlarımıza erişemez.”
Şardağ, R. (1953, Ağustos 2). Günübirlik/Sakalı öpülesi imam. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

