Hani beni de bir korkudur almadı değil. Hemen berbere koştum. Rahmetli pederin bir öğütü yüzünden bıraktığım bıyıklarımın ucunu yukarı doğru kıvırttım. Çünkü başta Pilavoğlu olmak üzere, hepsinin de bıyık uçları aşağıya doğru sarkık. Şaka maka değil, memlekette Ticânî kelimesini duyunca. “ööö!..” diyesimiz geliyor.Kulakların dibine kadar oturtulmuş yağlı bir kasket, marsık sakallar, hülâsa öyle bir şalgam kafa ki ne tarafından bakılsa iğrenç.
Canımıza kıyabilecekleri, cezbeli gözlerinden bile anlaşılan bu adamların kafaları, en aşağı, onuncu yüzyıl modeli bir tezgâhta imal edilmiş gibidir. Yaz, kış, şafak sökmeden gelip Pilâvoğlu’nun eşiğine yüz süren ve saatlerce onun uyanmasını bekleyen salakzadeleri mantık ve nizamla işleyen mahkemelerimiz ıslah edebilecek mi?
Hiç sanmam. Zira bizim pilâvcı şeyh, yumurcak müritlerine her sara nöbetlerinde, biraz daha kızışsınlar diye tarikat içkisini sunup durmadadır. Kendisinden başka kimseyi haklı bulmayan bu dar zihniyet, cemiyetimize olduğu kadar İslâm dinine de düşmandır. Türemiş veya türetilmiş olsun, binlercesi bir yılan soğukluğu ile çöreklendiği yerden sıçrayıveren bu kara tehlikeye gösterilen iki mukavemet, kahraman Atatürk’ün tekâmülcü devrimlerin sağlamca yerleştiğini anlatmış bulunuyor. Biri istikbalimizin güneşi gençliğimizin isyanı ve bu meyanda meczup Ticânî’ninderhal yolunan sakalı. Fakat ya o Hacı Bayram Camii’nde merkep sudan gelinceye kadar dayak yiyen Ticânî! Allah’tan ve dinden bahsetmiş olmasına rağmen Allah’ın bu sözlere sığmayacağını kavramış bulunan cemaat, tahrikçi Ticânî’yi öldüresi sopadan geçirirken en aşağı büyük Atatürk’e, Allah’ın mabedinden selâm durur gibi olmuştur. Müslümanla yobazı birbirinden ayıran bu azametli idrak önünde şapkamı çıkarırım. allahsızla yobazdan gelecek felâketlerin ortasında, bizi kurtaracak olan işte bu idraktır…
Şardağ, R. (1951, Temmuz 3). Günübirlik/Asıl idrak. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

