Panayakapuli*

Onların, elleri duaya kalkmış bir halde, «Amen» diye yakarırken çıkmış fotoğraflarını gazetelerde görünce neden bilmem, içimde milletleri din olarak birbirinden ayıran beyhude sebepleri yeisle düşündüm. Baktım, bizim sevgili «Muhammed»imizin yüce kabrini tavaf eden idealist hacılarımız gibi onlar da muhterem Peygamber anası Hazreti Meryem’in manevî varlığı önünde dize geliyorlar. Yıllarca süren kötülük, günah ve isyan günlerinde duydukları nedamet hislerini bu ruhani azizin yanıbaşında derleyip topluyor, kirli çamaşırlardan farksız olan günahlarını oracıkta bırakarak sevaba giden yola sapıyorlar. Ne diyorlar, bilmiyorum. Yalnız bildiğim bir şey varsa, onlar da, kendi dilleri ile, inandığımız Allah’a: «Yarab bizi affet» diye boyunlarını bükmüşlerdi. Onlar da kendi hesaplarına icra edilen mürşit duasını gönülleri koparcasına «Amin» veya «Amen» diye dilleriyle tasdik ediyorlardı. Bizim yüce din kitabımızda, aziz, nazlı, müşfik ve mukaddes varlığı için sahifeler tahsis edilmiş olan Hazreti Meryem’e sığınıyorlardı.

Biraz daha derin ve müsamahalı olamaz mıyız? Hiç inanmayanlar yanında, Tanrı’ya, tıpkı bizim gibi yaşlı gözlerle inanan, mürşit tanıyan, gözlerinin bebeklerinde nedametin mücevherlerini toplayan bu insan kardeşlerimiz bin defa daha bize yakın değil mi? Düşünün: İnsan kaz gibi burnu havada gezen değil, boynu, aczini bahçesinde lâle gibi eğik duran mahlûktur. Onlar da biz de Tanrı’nın aynı eşiğinde değil miyiz? Hülâsa ne tarafından bakılırsa bakılsın birleşmemize engel olacak, müşterek gönül köprülerini Allah’a giden yolda birleştirmemizi önleyecek bir sebep göremiyorum. Hal böyleyken neden hâlâ ayrıyız? Hikmetinden sual olunmaz!


*Meryem Ana Kapısı


Şardağ, R. (1953, Ağustos 25). Günübirlik / Panayakapuli. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın