Dün bir sahil gazinosunda otururken iki göbekli geldi. Kendimde dahi kısmen olsun mevcut olmasına rağmen bu nesneden hoşlanmam. İri kıyım ve kallâvî müşterilerin bir Çipura balığı seçmesi vardı, eh, görülecek şeydi vesselâm! İştah homurtusu içinde, bir türlü garsonun gösterdiği balıklar beğenilmiyor:
— Daha büyüğü yok mu yavrum?
— Şöyle kocaman, nah böyle iri olsun!
Neyse, en büyükleri geldi, beğendiler, küçük balıklar da ters yüzü geri gitti. Hilâfsız, en aşağı kemikli erkek ayağı büyüklüğünde olan bu çirkin ve alâmet çipuraların yanında, o gönlü kırılan küçük balıkların şaheser güzelliği beni düşündürdü. Bir defa ilk plânda dikkati çekmiyor, yeşil bir zümrüt küpe gibi kulakçıkları, o küçük boncuk gözleri, o içi fıkır fıkır dışı masum ve mahzun gözüken manzaraları sonra küçüklüğü nispetinde dudaklara daha değerlenmiş gibi hissedilen koku ve lezzetleri ne kadar da asildi. Sade balıkta mı ya, küçük nerede, ne zaman güzel değildir ki… Büyüdükçe ineklerin yemeye tenezzül etmedikleri sakız kabaklarının o körpe, küçüklük günlerindeki tadını hatırlayınız. İnsanın kendisi değil de, yavrusunun, küçüldükçe canınıza sokmak isteyeceğiniz sevimliliği nereden geliyor, küçük oluşundan değil mi? Şu Küçüksu deresinin adını Büyüksu yapmaya tahammül edebilir misiniz bakalım! Küçük kuş mu, büyük kuş mu sevimlidir? Küpenin küçüğü, desenin küçüğü, çiçeğin Ful, Yasemin, Mine gibi küçük olanları ne başkadır. Bir börek tepsisi gibi testekerlek ay mı, yoksa gökte, iki kaşınız kadar ancak bir topan o küçük hilâl yavrusu mu güzeldir? Kolunuzun yarısını boşa bırakan ince, kuş gibi, uçacak, kaçacak, kopacak gibi bir küçük kız, yüzlerce büyük güzelin hey’et-i mecmuası değil midir?
Küçük olmayan şey, zor güzel olur. Büyük adam mı diyeceksiniz? Hani, nerede? Kaç tane sayabilirsiniz?
Şardağ, R. (1953, Ağustos 28). Günübirlik/Küçük. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

