Dün bir gazete yazıyordu… İngiltere Prensesi Margareth’i delice seven hava albayı, yabancı memleketteki Hava Ataşeliği vazifesinden müddeti bittiği için Londra’ya dönmüş. Şimdi İngilizler ve Saray kara kara düşünüyormuş: “Acaba ne yapsak, onu yeniden nasıl bir vazifede kullansak da Margareth’le temasına mani olsak.”
Zamanımızda 15 yaşındaki kızına hükmü geçmeyen aile örnekleri meydanda iken koskoca albayı ve Margareth’i birbirinden tamamen görmemesiyle ayırmanın akılca pek zayıf bir yol olduğunu izaha lüzum yok sanırım. Hava albayını havaya çakamazlar ya! Adam karaya indiği gün, yani ayakları yere değdiği an kalbinin iki misli bir hızla çarptığını hissedecek; onu görmek ateşiyle bu sefer de karada kanatlanıp uçacaktır. Ne yapsalar, birbirlerini görmeleri önlenemez. Gönlü, karşısındakinin gönlüyle bir defa anlaşınca “samanlıkta” (dahi seyran) etmeye kalkmak kaçınılmaz bir gerçektir.
Şu anda aklıma geliveren enteresan bir müşahedemi anlatmak isterim:
Gülhane Hastanesi’nde yatarken seksen beş yaşında, dimdik, sıhhatli bir albay emeklisi tanımıştım. Her bakımdan aklı muvazenesi yerinde olan bu orijinal adam, aşk bahsinde doktorların “demans” dediği hastalığa tutulmuştu. Bir defa yüzünü gördüğüne hemen âşık olur veya kendini âşık zannederdi. Aynı zamanda beş lisanı ana dili gibi bilen, bu şiir ve musiki meraklısı dostum, bir gün kendi naklettiğine göre, civarında bulunan bir binbaşının genç ve güzel kızına İngilizce ders vermeye başlar. Beşinci, altıncı dersten sonra kendisinde âşıkane hâller ve perişanlıklar gören kız, başına hadiseyi anlatınca, adamcağızın kızına bir daha derse gitmesine izin verilmez. Gitmediği gibi bir de teessüf mektubu yollar.
Seksen beşlik emekli albay âşıktır. O mektupla büsbütün izzet-i nefsi kamçılanarak bir sabah erken yola çıkar. Soluğu genç kızın evinde alır. Bir yerde gizlenir. Bu sırada yağmur, hem yola, hem de ihtiyar âşığın gönlüne damlamakta ve sokaklar çamura batmış bulunmaktadır. Kız yürür. O arkasındadır. Az sonra eline bir mendil alır, genç kızın bastığı yere, iskarpininin değdiği her çamurlu çukura mendilini sürer; tâ ki eve gidip mendili yüzüne sürebilsin diye. Nihayet kız mektebe gidince “cinsiyet budalası” diye anılan emekli, kızın babasına telefon eder:
“Kızınızın ayakkabılarının her bastığı yere yüzümü sürdüm. Haydi buna da karış bakalım!”
Bakalım genç albay, Margareth’in ayağının çamuruna bizimkiler kadar ehemmiyet verecek mi?
Şardağ, R. (1953, Ağustos 31). Günübirlik/Margaret ve Çamura dairdir. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

