“Candan ve samimi tenkit, riyakâr okşamalardan daha faydalıdır” diye bir lâf vardır. Pek de hoş olmasa gerek. Şu radyomuz hakkında övmede ve tenkitte hükümlerimi dirhemle vermemek bütün sebebi haktan ayrılmamak olduğunu bilen bilir. Bu sebeple hemen mevzuya gireyim: İzmir Radyosu’nun düzene giren, sevilen ve cidden taktir toplayan bir çok hususları yanında saz ve hoca davası büyük bir ihtiyaç halinde karşımızdadır. İzmir’e gönderilen genç müzik şefinin kem alet ile kemalât elde etmesi şüphe yok ki mümkün olamazdı. Nitekim, dostlar kırılmasın, düşmanlar ne halt ederse etsin, hâlâ saz kadrosu zayıftır. Adet olarak zayıf olan bu kadro, tanbursuz, kanunsuz giriştiği bütün icra hareketlerinde tuzsuz, salçasız, hatta bazen yağsız, yavan bir manzara arz ediyor. Müdürünün ve müzik şefinin ısrarla üzeride durduğuna emin olduğum, hatta bir zamanlar şahit olduğum bu meselede, umum müdürlük niçin hassasiyet göstermez? Diğer radyoların tahsisatından kopararak neden İstanbul’dan yeni sazlarla kadroyu takviye etmez? Kaç defa söyledik: Bu şehre neden ikinci plânda muamele ederler ve bizi üvey evlât muamelesine tabi tutarlar? Başta siyasi olmak üzere, bir takım ehemmiyetli meşgaleleri bulunan umum müdür arkadaşımın Basın Yayın işlerinin prensipleriyle uğraşırken bu davaya el atması mümkün olamıyor. Haydi bunu hoş görelim; peki ama, radyoya, muayyen saatte memuriyete yetişecekmiş gibi, sırt sırta durmadan konferans hazırlamaktan vakit bulamayan radyo dairesi müdürünün vazifesi nedir, soramaz mıyız? Tokat dönüşü fazla rehavete düşmüşe benzeyen muhterem Refik Ahmet Bey‘in radyo davalarında uyandığı günü görmeyecek miyiz?
Saz yok da, mevcut sazlar tatminkâr mı? Maalesef değil. İşte bu sebepledir ki şeflik yapmak için gelen genç ve sevimli arkadaşımız büyük bir yük atında hem bu vazifesini yapmada, hem de saz arkadaşlarının za’fını telâfiye himmet etmededir. Bazen öyle onun bulunmadığı sololarda diğer refakat sazlarının sesi duyulmada, onun bulunduğu zamanlar ise bu saz icracıları, imkânlarının hududunu bilmiş olmaktan gelen bir ürkeklikle sükûtu tercih etmektedirler.
Hoca, üslup hocası davası hâlâ halledilememiştir. Refik Fersan‘ın gelmekten istinkâfı karşısında, onunla, Nuri Halil Poyraz‘ın senede bir kaç ay gelmelerinin temini ve maaşlarını bulundukları kadrodan almaları cihetine gidilemez mi? Öncelerden beri ileri sürdüğümüz bu görüşün makul bir yol olduğuna hâlâ inanıyorum.
Güzel bir jest
Az saz ve karma seslerle umulduğundan çok güzel bir fasıl hazırlayan Mehmet Kasabalı‘nın Pazar günleri idare ettiği fasla “Meydan Faslı” denilmesinin bilgiye, akla mugayir olduğunu yazmamızı müteakip radyo idaresini bu mevzuda yanlışlığı tashih cihetine gitmesi ve bu tavsifden vazgeçmesi güzel bir jesttir. Dünyada yaptığı tenkit dikkate alındı diye övünen insan ne kadar küçük bir insansa yapılmış tenkiti dikkate alan da o kadar büyüktür.
Şardağ, R. (1953, Ağustos 15). Radyomuzda iki eksik saz ve hoca. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

