Akşam karanlığında yağmur, omuzlarımdan vücuduma doğru çiselerken, bir müezzin sesi de kulaklarımdan gönlüme iniyor. “Yazıyor! Atom, Dede, İslâmiyet, Vatan’da Ahmet Emin yazıyor.” Bu sesler gönlüme doluyor, demiştim değil mi? İşte dostlarım, Cumhuriyet! İşte hürriyetin büyük nimeti! Beğenmediklerimizle, tutmadıklarımızla, kusurlu bulduklarımızla dahi beraber yaşamak; bağdaşarak kaynaşmak; şehrin apayrı yollarından yürüsek bile, vatan meydanında birleşmek. Hep aynı çiçekten yapılmış soğuk bir demetin, insanı çekmezliği yanında, ayrı ayrı çiçeklerden derilmiş bir güzel demetin sevimliliğini andırmak.
Cumhuriyet ne güzel şeydir! Ta 2000 yıl önceki Hellad insanlarının fikir, sanat, politika, ekonomi alanındaki cevherlerinin mahsulü olan bu şaheser ziyafet sofrasından, nice badireye rağmen insanlık lezzet almakta devam ediyor. Ama birçok milletlerin başına geçen şöhret ve tahakküm budalası bazı avanaklar, her devirde insan oğullarına hürriyeti o kadar haram ettiriyorlar ki, bu sofradan adetâ hiç kalkmamak arzusu, doymamasıya bir açgözlülük, milletlerin başlıca bir hususiyeti oluyor.
Cumhuriyet ne güzel şeydir! Tanrıdan başka hiçbir kimsenin kusursuz olamayacağını kabul eden bir anlayışla, müsamahanın hazzına varırız. Muhalifde, muvafıkda; sağcıda solcuda merkezcide; şehircide köycüde faydalı bir zekâ ışığı, bir başka hamle arar oluruz. Hiddetten çok sevgi, riyadan çok hassasiyet, ölüm sessizliğinden çok hareket adetâ rehberimiz olur.
Tam yirmi sekiz sene oluyor ki bir 19 Mayıs sabahı, millet hainlerinin tevcih ettiği bütün nişan, rütbe ve mevkileri kaldırıp atan Atatürk, hürriyet seferine çıkmış, bize, bugünkü bayram yerine, esirlik günlerini vadeden dış ve iç düşmanları tepelemişti. Yirmi sekiz sene evvel kurulan ve 1950 seçimleriyle siyasî bütünlüğüne kavuşan cumhuriyetimizin bu en manalı gününde, onu anmamak mümkün mü? Her yılın 10 Kasımında, yanına düşen başlarımız, bu sevinçli günlerde bile mahzun olası bir yetimlik içinde bükülüyor. Bir dakika bizi düşünmeden edemeyen Atatürk’üm, on üç bayramı sensiz, senin büyük özlemin içinde kutluyoruz. Bu sevgili günlere ulaşmış olan cumhuriyetimizi, demokrasimizi ve devrimler Türkiye’sini dinliyor musun! Dört yanı saran şu mesut kalabalıkların, gençlik çağlayanını dile getiren trampet ve borazan seslerinin, bu anadan doğma kahraman askerlerin ölçüsüz şevk akşamında, biri daha var.
Atam! Bu, her türlü minneti yalnız sana karşı duyan gönüllerimizin sana doğru yönelmiş mahzun siluetleridir. Bizler kuşak dolanıp nöbet bitince gideriz ama, bu hürlük bayramları ve bu sıcak bağlılık duyguları; hep böyle süregider.
Şardağ, R. (1952, Ekim 29). Günübirlik/Cumhuriyetimiz. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

