Tuhaf bir insandır dostum. Kırk beşine varmış, evlenmemiş olduğu gibi evlilik müessesesini durmadan metheder. Geldi, perişan bir halde “Azizim” dedi, “En aşağı seksen kilo varım, değil mi? Yaş kırk beş. Beni bir küçük kız kaldırıp yere vurdu.” İşe bakın ki bugünkü gazetelerde de bir havadis vardı: Amerika’nın bilmem neresinde sinekler arslanlara hücum ederek onları kaçırtmışlar. Tamam. Gördün mü siz şimdi mevzunun alâsını? İlk plânda kimseye bu hadiselerin mantığı olduğunu inandıramazsınız. Halbuki hayatın her dalına dikkatle eğilin, göreceğiniz şey şudur: Küçük şeylerin, yani sineklerin devleri yere vuruşu. Kanije Kalesi’ne girebildiler mi? Ortada üç yüz cengâver kalmış; zahirde üç yüz sinek.
Dışarıda tırnaklarına kadar silahlı on bin düşman. Ha gayret! Nafile. Tiryaki Hasan Paşa üç yüz kişiyi devlerin kudretine ulaştırmıştı. Küçük Fin’ler, kırk misli daha büyük Bolşevik düşmanını nasıl mıhladı?
Bir mikrop demeyin; heykel misali vücudu bir haftada toprağa gönderiyor. Yağmur zerrelerinin büyüklüğü, sinekten bile küçüktür. Böyle iken o kayalar nasıl tarumar olur! Bir küçük sinek kadar bile yer kaplamayan Sinan‘ın dimağı o Süleymaniye’yi halk etmedi mi? İpe bak sen, şu yumuşak haline bakmadan mermer kuyuyu oyuyor! Bir sinek bu, öylesine, anlamadığımız sinek ki sabırla, tahammülle, güzellikle, zekâ ışığı ile birleşince üstesinden gelmeyeceği kalmıyor. Küçük bir kalemin titrettiği, uykularını kaçırdığı insan kafilesini hatırlayın! Şimdi anladınız mı Yunus Emre ne kadar haklı imiş:
“Bir sinek bir kartalı kaldırıp yere vurdu.”
Şardağ, R. (1953, Eylül 1). Günübirlik/Sineğin dehası. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

