Herkeste vefa olsaydı…

Amerika’da bir adamcağıza çarpan otobüs, onda hafıza namına bir şey bırakmamış. Şimdi bu hadiseye bakıp da hafızasını pek yerinde zanneden yakınları kim bilir ne kadar üzülmüşlerdir. Ama durun, ben dünyamız insanlarının hafıza melekelerini tamamen muhafaza ettiklerine emin değilim. Bir defa insanoğlunun mayasında menfaat mevcut olduğu için, o, vefakarlıktan çok unutmaya müsait bir kabiliyet taşır. Hele bizim gibi Şark memleketlerinde politik nizamın monarşizmin içinde yüzüp durması, padişah, şah ve hakan idaresi altında yürütülmesi fikri, hissi hayata kadar müessir olmuştur ölen veya öldürülen hükümdar dünyanın yegâne adamı dahi olsa, artık ondan bahsetmemek, yerine gelen, aciz ve aşağılık bir mahluk da olsa, onu başta kaldığı müddetce arş-ı âlâya çıkarmak: İşte siyasi terbiye anlayışı. Dünkü şehirde bunun iki çeşit aksi görülür. Gelene döktürülen kasideler; bu, işin dış yüzü. Merhum bir canan için söylenilen bütün şiirlerde çekilen cefalardan, nisyan içinde bırakılmakta, hususi ile vefanın aziz ve muhterem vasfından dem vurulmak da bir nevi siyasi nizamın tepkisidir. Şark, bu kadar çabuk unutmasa, vefa için söylenen mısraları ve dokunan vefa musikisini canının içine alırcasına benimser miydi? Beşeri sanat eserlerinin en meşhurlarında, en büyük aşk romanlarında Vefayı tebcil eden, vefasızlığa, unutulmaya ağlayan sayfalar çok büyük bir yer teşkil ediyor.

Demek unutulmak, insanlığın zayıf taraflarından biridir. Bu sebeple olacak ki milletlerin uyanık ve söz sahibi adamları yetişecek nesillere dünün muhterem millet ve insaniyet hizmetkarlarını unutturmamak için işi maddeye döküyorlar. Çeşmelere, binalara, okullara, sokaklara, müesseselere, bu kimselerin isimlerini hâk ediyorlar. Geçen gün, hem de münevver bir dostum anlatıyordu: “Dumlupınar denizaltımızı” batırdığını söyleyen İsveç kaptanını ilk günler, yumruklamak ihtiyacını duyuyordum. Fakat aradan bunca zaman geçmesi ve mahkemenin sürüp gitmesi karşısında adamı neredeyse affedesim geliyor. Yapılanları, fenalıkları ne çabuk unutuyoruz? Sade, fenalıkları mı, iyilikleri de hepsini, hepsini de uğrunda gözyaşı dökülen, yıllarca ağlanan en aziz sevgileri de, yeminleri de, vaatleri de benim rahmetli Yanıkoğlan‘ımın meşhur şiirinde harika bir kudretle çizildiği üzere unutuyoruz. Fakat unutanlar bu kadar çok olmasa, vefa, böyle aziz kalır mıydı? Bakın Tagore ne güzel söylemiş: “Ey benim küçük sevgilim, herkes benim gibi ağlasaydı, ayaklarının ucuna döktüğüm gözyaşlarımın bir manası mı kalırdı? Herkeste vefa olsaydı ben de sanat mı kalırdı?”


Şardağ, R. (1953, Eylül 7). Günübirlik/Herkeste vefa olsaydı… Ege Ekspres Gazetesi, s. 2. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın