Dün Konak’ta, ayakkabılarımı boyatırken bir yandan da iki nasipzedenin konuşmalarına istemeyerek kulak misafiri oldum:
– Bir kafile daha gelecekmiş ben iki çakmak, bir halı alabilirsem…
– Artık gelmeyecek ki.. Sonuncusu geldi.
– Var ben biliyorum, bir ufak kafile daha var! Geçen kafile ile epi kârlıyım. Bu sefer dediğim gibi, bir hayli koparırsam yarım ton kok kömürünü istifledim demektir.
Öteki, soğuk bir ümitsizlik, yüzünde beliren ekşimtırak bir buruşuklukla ağzını tıkadı:
– Kur bakalım, karnın tok galiba! Habire hayal kuruyorsun!
Beş kuruşluk bir nasibin kelimesini hayal etmeye bile tahammül edemeyen zamanının şu hayal yoksulu tipik örneğine baksanıza!.. acı acı düşünmemek mümkün değil. Alemin, büyük keşiflerin, İcatların, sanatın, dehanın, hulasa her şeyin aslı, anası hayaldir. Hani böyle iken zamanımızda bir meselenin dibini karıştırdın mı, “Geç, felsefe yapma!” deniliyordu. Bir parça tasavvurlarından bahsettin mi? “Bırak a canım! Hayali bırak!” diyorlar. Peki, hayali bırakacağız da neye tutunacağız? Baksanıza, on senedir gelip geçen hükümetler, “Barem kanunu değişiyor, memur refaha kavuşacak” diye hayalden konuştukları halde, hâlâ bu ümide asılıp gidiyoruz. Genç kızdır, en yükseği, en incesi ile evleneceğini hayal eder. Evlenir, boşa gider hayali. Bu sefer doğan çocuklarla beraber gelecek kısmeti hayal eder. Bir gün olur, bütün ümidini, onları saadetle yuvadan uçurmaya bağlar. İşte aile çatısında mezara kadar süren hayal! İlkokul kapılarında beslenen hayal, hayatta birkaç defa bizleri tökezlettiği halde yenisini kurmaktan kendimizi alabildik mi? Hayatın anası, âlemlerin ilk rüyası olan hayale, son çeyrek asırdır türedi bir sanat anlayışı adeta boykot ilan etti. Onun için sanat mahsulleri klasik devler karşısında böyle güdük kalmış, değil mi?
Bütün intibacılığa, deformasyon hareketlerine rağmen resimde, Şiirde, mimaride kolayın, basit in, soğuk realiteler yığın yığın örnekleri.. fakat unutmayalım ki muhayyilesinden “sünnet” edilmiş bir kafanın eseri için ömür diye bir şey bahis mevzu olamaz. Hem canım, dünkü atalarımızın dünyayı korkutmuş dev kurtlarını besleyen şey, inançları, o ebedi hayalleri değil miydi? Eski edebiyatımızın hayali, başında taşıması beyhude değildir. Garibî iki mısra içinde devirlerini ne güzel aksettirir:
“Biz bir sanemin mailiyüz görme gözümüz dünyayı
Dünyaya kıyasen daha tercih eylemişiz rüyayı”
Şardağ, R. (1953, Eylül 22). Günübirlik/Hayalden sünnetli. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

