Şehrimizde misafir bulunan sevgili kardeşim Münir Hayri ile birlikte dün uzun bir sohbet içinde, acı acı sanatımızı düşündük. Aslında Ege’nin evlâdı olan bu üstün zekâ ve sanat adamının Ankara’da geçen sanat mücadelelerini yakından bildiğim için, görüşlerinin isabetine de yerden göğe hak veriyorum. Bir dakika uyumadan bir on sekiz Mayıs gecesi, sabaha kadar İsmet Paşa Kız Enstitüsü’nün kapısına, Mustafa Kemal aşkı ile bir Atatürk heykeli oturtan, Devlet Tiyatrosu’nun Müdürlüğü’nü ve Güzel Sanatlar Müdürlüğü’nü prensip yüzünden terkeden son yıllarda iki değerli filmin rejisörlüğünü üzerine alan Egeli ile düşündük: Radyolarımız lisan sefaleti içinde yüzmektedirler. Yeni şiir, yeni sanat zırva örneklerinden ayıklanmış ve hâlâ edebiyat tarihimize mal edilmemiştir. Tiyatromuzda hem latif eser düşmanlığı, hem telif eser yoksulluğu vardır. Devletin Güzel Sanatlar Umum Müdürlüğü, sanatımıza veçhe verecek salâhiyetlerden mahrumdur. Her tiyatroda ayrı bir görüş, her radyoda ayrı bir musiki anlayışı mevcuttur. Her edebiyat hocasının kafasında ayrı bir görüş yatar; hülâsa her sanat köşesinde ayrı bir boru öter. Klâsik edebiyatın ve musikinin şekli ile beraber pür şiir olan mahsullerini ve lâhinlerini de inkâr ederiz. Modern resmin, pis karalamalar yanında, derin intiba ve sevimli deformasyoncu görüşünü de reddederiz. Yerli filmlerimizde ya şoven, iliğine kadar yer kalır veya Batı kopyası soğuk, snop tezahürlere şahit oluruz. Bu toprakta açıp da dünya milletlerinin gönlüne tat bahşeden bir çiçeği hâlâ yetiştiremedik. Bizim ağaçlarda ballanıp da kıtalar aşırı dudaklara lezzet emziren meyveleri deremedik. Kısaca hâlâ millî ile beşeriyi bağdaştıramadık.
Evet, dün onunla acı acı, bunları düşündük.
Şardağ, R. (1953, Eylül 29). Günübirlik/Sanatın kaderi. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

