Tesadüf bu ya, kıraathanede getirttiğim kakaoyu yudum yudum içerken, karşımda da siyaha varmak için bir istasyonluk yolu kalmış olan kakao renkli bir genç kız oturuyordu. Senede bir kaç defa kereviz yemek farzdır derler. Ben beş on defa da kakao içmeği farz sayarım. Onu sudan mümkün olduğu kadar kurtarıp, koyu esmerliğinden gelecek lezzeti tatmak isterim. Fakat bu ince yapılı kakao kızın, dumanı üstünde sütbeyaz bir ihtiyar masa arkadaşı var. Boşboğaz garson kulağıma eğiliyor:
— Annesidir beyim. Feleğin işine bak!
Sütbeyaz anneyi pek soğuk, bu marsık kızı neden böyle sıcak buluyorum bugün, bilmem ki? Gözlerindeki rengi göremezsin; siyahlık örtmüş. Dudaklarını seçemezsin; siyaha boğulmuş. O minyon ve yeşil elbisesine bakamazsın; siyah ağır basmış. Gözlerimin önünde her şeyi tozu dumana katarak silip süpüren siyah bir ten ama, işte böyle zaman zaman ruha yakın oluveriyor.
Şimdi iyice düşünün bakalım: Çikolatayı çocukların ebedî sevgilisi yapan şey sadece lezzeti midir? Beyazlık içinde bunalan gözlerimizin, tatlıcı dükkânında, kazandibine doğru kayması, sade, o koyu kahverenginin tadından dolayı mıdır? Yanık bir akşam vakti ile yanık bir yüzde, yanık bir sesle birleşen içi doldurucu, içe dokunucu vasıf hiç de yabancımız değildir. Beyazdaki kolaylık yerine siyahta mevcut ‘uzaklık mı pittoresk mi, zorluk mu nedir hoşa giden? Bu siyahî kız, seyrek içilen şu kakaodan aşağı kalmayacak kadar güzel bu akşam. Serinlemişim, âdeta güneşten gölgeye düşmüşüm gibi bir hâl..
Şardağ, R. (1953, Kasım 17). Beyazlar alınmasın. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

