İşte, en yeni bir örnek daha! Bu dünyada gördüğümüz nice “şeş”lerin, aslında “beş” olduğu, kara sandığımız müşahede cevizlerinin içinden, sütbeyaz hakikatler çıktığı, bizi ak bellediğimizin marsık kadar kara olduğu artık inkâr edemeyeceğimiz bir gerçektir. Yani dış kabuklarına katılarak hüküm verdiğimiz eşyanın hakikati, özünde başka bir mana taşıyıp duruyor. Evet, en tazesinden bir örnek vereyim: Evvelki akşam, Güzelyalı tramvayına benimle birlikte binip Konak’a gelen bir kadın, biletçiye öyle bir haykırdı ki, korkudan ödüm koptu:
– İyi saydın mı parayı?
Biletçi, namusuna dokunulmuşcasına asabi ve acı:
– Saydık, bir de sen say, güvenmiyorsan!
Kadın, bir liranın gerisi olan bozuk paraları saydı, çıkına sardı; sonra tekrar çıkını çözüp avucuna döktü. Say ha, say; Konak’a yaklaşana kadar hilâfsız, on onbeş kere, sağ kaşını kaldırarak, burnunu kıvırarak, gözünü kırpıştırarak o bir kaç kuruşu elden ele devretti, durdu. Bir aralık biletçi, şerefine yediremeyerek asabi bir pozla kadının başına dikilince omuzuna müşterilerden biri vurdu:
– Hoş gör!
Eliyle de “Kaçık zavallı!” demek istercesine bir işarette bulundu. Tam bu sırada kadın, biletçiye dönüp, önce sağ kaşına sert bir kavis çizdirdi, sonra da zembereği boşanmışçasına gülerek:
– “Nafile” dedi, “Say, say; sonu yok!”
Kim, hangi sayısının, hangi hesap ve düşüncesinin aslını ve sonunu bulabilmiş ki?! Bu kadına acep, deli demek ne derece akıllılıktır? Kim bilir, belki de şu pusulasının şaşırmış dünyaya, sitem oklarını fırlatan o kadın, irfanının ketum saklayan ve deli tavrına bürünen bir küçük filozoftur; kim bilir? Şair, üç yüz sene önce bu noktaya nasıl da parmak basmıştır:
“Şimdi âkil odur zemanede kim
Ketm-i irfan edip deli görünür”
Şardağ, R. (1953, Aralık 7). Günübirlik/Tramvaydaki filozof. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

