Öyle sanıyorum ki, bundan 10 sene önce Ulus’un edebiyat sayfasında naçiz kalemimizle ortaya attığımız “Piyasa romancıları” yazısından kalan tek hatıra “Piyasa” sözü oldu. O günden beri kalem adamlarımızın dillerinde sık sık gezen kalemlerine dolanan bu sözün musikide ilk ortaya atıldığı tarih ne zamandır bilmem, fakat bütün dünyada olduğu gibi bir piyasa edebiyatı, piyasa musikisi, piyasa resimi, gerçek sanat eserleri yanında alıp yürüdü. Fransızların “Pompiye ressam” dedikleri, kartpostalcı ressam zümresi vardır ki dünyanın her tarafında şipşakçıların kalitesiz fotoğrafları gibi, bütün mukallitane didinmelerine rağmen, bu zümre piyasacılık seviyeden yukarı çıkamaz ve resim galerilerine, sanat lokallerine giremez. Bunun gibi, günlük gazetelere de sokulabilen, fakat ucuz kitaplar halinde, daha çok halk piyasasına sürülen piyasa romanlarının, gerçek edebiyat kitaplarına yanaşması oralarda mümkün değildir.
Bizde neden bu iki sınıf birbirinden ayrılmıyor?
Hâlâ edebiyatımızda adları bile geçmeyen Esat Mahmut Karakurt, Kerime Nadir gibileri “Meşhur romancı”, “Tanınmış edip” diye lanse ediliyor? En ağır başlı gazetelerimizde olsun, yılda bir defa, gerçek sanat seviyesine ulaşmış bir romana dene tesadüf edilmiyor?
Musikide de böyle değil mi? Batının müzikhollerine, kafe şantanlarına mukabil, şüphesiz bizim de içkili gazinolarımız, piyasa müziğini yayan bahçelerimiz olacaktır. Fakat buralarda okuyan ve ömrünce kalite kazanamamış olanları devlet radyolarına sokarken, alakalıların içleri sızlamıyor mu? “Aman efendim nedir o Dede’nin dehası..” diyen tanınmış icracı, arka sahnelerin yellozuna radyoda refakat ettikçe sanatı sevgisindeki samimiyetine nasıl inanırsınız? Bunun gibi, güfte ve beste rezaletine, haysiyetsizliğine, mukallitliğine örnek olan hasta, mariz, pis, isterik ve sulu nağmeleri Hafız’ınki ve Hacı Arif Bey’inkilerle yan yana okutan mesullere nasıl intizar etmezsiniz? “Seni kim dinliyor a divane!” Bunca zaman yazdın ne çıktı? diyenlere sözüm şu: Yüzümüzü başkaları görsün diye mi yıkarız? Vicdanımıza karşı mesul olarak yazmakta devam edeceğiz. Ta ki uyanan halk vicdanı, duyduğumuz acıyı duyup mesullerinden bizim gibi tiksininceye kadar!
Şardağ, R. (1954, Şubat 21). Tiksininceye kadar. Radyo Gazetesi, s. 1, 8.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

