Bu böyle olmaz ve böyle devam edemez de. Yarım asırdır, hatta Sultan Mecid zamanından beri saray bandosunun yanı sıra yaşayarak gelen Klasik Türk musikisi ile Batı müziği anlaşmazlığı devam ediyor. Cumhuriyet devrinde bu iki ayrı müziğe bir de halk musikisini katıldığını düşünün; şu üç köşeli müzikten milli bir Türk musikisi doğması için daha ne zamana kadar bekleyeceğiz? Gerçi herhangi bir Avrupa memleketinde mesela Fransa’da bugün bir Wagner, Beethoven gibi öteki milletlerin çok sesli müziği icra edilebilir. Öte yandan Marsilyalıların bir mahalli musikisi vardır ki, diğer bölgelerde görüldüğü üzere bu da Fransız müziğidir, fakat iptidaidir. Hatta trubadur devrine ait eski milli renkteki Fransız şarkılarına bile rastlanır. Ama Fransa’nın musikisi ne o iptidai halk müziğidir, ne Batı müziği. Fransa’nın Maurice Ravel’de, Lalou da gördüğümüz fantazist, espirili, fakat aynı zamanda muvazeneli ruhunu temsil eden musikisi ancak milli musikisini temsil eder.
Ya bizim mektebimiz hangisi? Efendiler, Batıcılar! İcra ettiğiniz insaniyetin o şaheserleri, ait oldukları milletlere şereftir. Onları Türkiye’de icra, hele baştan başa alaturkacı olan bir memlekette büyük bir hizmet ve fedakarlıktır. Fakat o yaptığınız tekrarlar, onlara benzettiğiniz eserler bizim milli mahsulümüz değildir.
Siz alaturkacılar! Klasik, modern, her şekilde de olsa klasik edebiyat gibi, bu musiki de şeklen devrini tamamlamıştır. Artık düm tekli ve batuta müsavatına dayanan musiki yarınki milli musikimiz olamaz.
Siz, halk havalarının samimi veya bir kısım arızi müdafileri! Bu musiki şu gördüğünüz monotonluk ve teknik iptidailikle yarınki milli musikimiz olamayacaktır. Siz şu üç ayrı köşede saklanmış, birbirinizden gizlenmiş köşe kapmaca oynadıkça daha asırlar geçse bir netice alamayacağız. Bu hastalar misali alaturka düşkünlüğü milli renklerine kör kalan Batı hayranlığı ile bir telife varamayız.
Ya üç köşe kırılacak, her üç musikinin izdivacından milli musiki doğacak veya bir böyle “ilâ yevmilkıyame” teslis halinde üçlü musiki tezatının ortasında boş yere akıp gideceğiz.
Şardağ, R. (1954, Mayıs 24). Köşe kapmaca. Radyo Gazetesi, s. 1, 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

