Bundan bir hafta evvel İstanbul gazetelerine akseden haberler arasında radyolarımızla yakından alakalanacağınıza dair bir görüşünüz intişar etmişti.
Her yeni gelen Vekil veya Umum Müdür, hatta alakalı müdürler bu mevzu ile alakalanmadı değil. Fakat bu alakanın mahiyeti pek değişikti. Kimi müdür solistlerle, kimisi idarecileriyle, kimisi yakınlarını yerleştirmekle meşgul oldu. İlk defa bu işi tam mesuliyetle ileri süren bir şahsa rastlamak mümkün oluyor. “Radyolarımızı halkımız için sempatik kılmak!” Sayın Sarol, ite ilk söylediğiniz söz. Üstüne bastığınız hakikat!
Hatayı deşmek için görülüyor ki biraz müşahede kabiliyetine sahip olmak kafidir.
Kısa beyanatımızda da bazı hususlar var ki, bunlar üzerinde sonradan ayrı ayrı durmak yerinde olur sanırım.
Gerçekten radyolarımız bugünkü hali ile sempatik olmaktan çok uzaktırlar. Alakalıların bütün çırpınmalarına, yeni yeni programlar tertip etmelerine, hatta bazen Allah için söyleyelim, güzel teşebbüs ve tertiplere girişmelerine rağmen onları yine de halkımız için sempatik bulmamakta hakkımız vardır. Bunun iki mühim amili üzerinde bir nebze durmak isterim. Türkiye’de ve dünyada radyo üniversitesi, bir radyoculuk okulu mevcut olmadığına göre bu mevzudaki sempatik yenilikleri kimler yapar? İşte kendi kendilerine, bizde bu suali soran radyo program müdür veya şefleri veya radyo müdürleri ellerini şakaklarına atıp, veyahut da iki üçü yanyana gelip halkımıza cazip geleceğini sandıkları cevherlerini emisyon haline ifrağ ederler. Mesela program bakımından bazı yeni ve hoş şeylere ulaşan Ankara Radyosu’nda şahit olduğumuz bazı sempatik yenilikler hemen hemen program müdürünün eseridir. İşte mesele burada. Şahsi görüşümüz her zaman deha eserleri halk edemeyeceğine göre halkımıza sempatik gelecek yeni ve orijinal şeyleri kolektif bir görüşün, zaman zaman toplanan daimi bir program komitesinin konuşup karara bağlaması lazımdır
Fakat akla, kanunlarımıza göre iki mi, bir senede mi nedir, toplanması gereken mahdut istişare kurulu gelmemeli. Zira bu komitede sesin fizik kudreti hakkında problemler, denemeler sahibi profesörlerinden tutun da müzik meselesini sadece sanat tarihinin gözlükleriyle görmeye çalışan kimler yoktu ki..
En ağır ilmi meselelere dalan bu heyetler, komisyonlara ayrılır, komisyonlar içtima eder ve sonra radyo müdürlerinin ileri sürdüğü bir iki pratik yenilik de olmasa ilmi bir kurul gibi dağılmaya mahkum olur giderdi.
Çok muhterem Sarol, radyo programlarını, radyolarımız solistlerini temsilen birer kişi, her neşriyat bölümünden birer kişi, radyo program müdürleri, müzik şefleri, gazetelerin sanat tenkitlerini yapan birer mümessili, tanınmış bir iki romancımız, seçilmiş bir baş öğretmen ve daha akla gelebilecek zekası diri kalmış kimselerden mürekkep bir heyete tedvir ettirmek, üç ayda bir toplanacak olan bu heyeti zat-ı aliniz toplayarak şahsen dirije etmek antipatik taraflardan bizi kurtarabilecek ilk amildir, mütalaasındayım.
İdari işlerden baş kaldıramayan otoritelerin görüşünü, bu toplantıda, daha salim ve tenkitkâr görüşle halkı temsil eden heyet üyelerinin görüşüne hakim kılmamak da ayrıca ehemmiyet taşır. İzmir’de bi oda içinde, gardrop kadar hacmi bulunmayan verici istasyonla, bir bekçi bir makinistle ve on paralık bir tahsisat ayrılmadan naçiz omuzlarınıza bir radyo kurmak, program hazırlayıp neşriyata geçmek vazifesi verilince ilk işim, bu şehrin münevverlerinden (Edebiyat öğretmeni, gazete neşriyat müdürleri, musiki cemiyeti ileri gelenleri ve müzik hocaları) mürekkep bir heyeti toplamak oldu. Bu toplantıda atılan türlü görüşler arasında zeka ışığı halinde pırıl pırıl parlayan üç görüş vardı ki, bunları memnuniyetle tatbik ettim. Bir tanesi ajansın naklen verilmemesi veya ayrı saatte verilmesi, bir tanesi Atatürk için her hafta ayrılan bir vefa ve tahassüs saati, bir tanesi de ikinci cihan harbinden sonra nutuk, söz ve palavra muharebeleri içinde bulunan insanlığın fazla konferans dinlemeye tahammülü olmadığının dikkate alınmasıydı.
Bu üç görüşün şahsıma ait değil, topluluğun müşterek kuvvet ve görüşüne ait olduğunu bugün dahi zevkle itiraf etmeyi bahtiyarlık sayarım.
“Radyolarımızı sempatik kılmak!”: İşte muhterem Vekilim, işin en hassas yerine dokundunuz. Size bu yolda fikren iştirak edecek olanların görüşleri arasında naçiz görüşlerimiz de bulunsun diye ilk makalemizi yazdık. Haftaya yine bu sütunlarda konuşmakta devam edeceğiz.
Şardağ, R. (1954, Haziran 21). Devlet Vekili Sayın Sarol’la dertleşme. Radyo Gazetesi, s. 1, 5.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler…

