Onlar

Onlar için, derinlerinde gömülü din ve milliyet şehitlerinin kemik ve kanlarına rağmen bugün “yabancı” dediğimiz topraklarda yaşayanlar için kültüre, hiç olmazsa sanat bakımından bir alâka yaratamaz mıyız? Şahsen milliyeti, dar manada anlamayan, istilacılık devrinin kapandığına inanan bir kimse olduğumu, fakat benim gibi düşünen her Türk’ün hususiyetle Rusya’da girişilen katl-i âma razı olmayacağının, orada Türklükleri zulüm ile yok edilmek istenen kardeşlerimize karşı sevgi ve hararetli bir alaka besleyeceğini de iyi biliyorum. 

Kırk milyon Türk’ün kaderine, bari radyolarımızda edebiyat ve musiki olarak eğilemez miyiz? O Türkler ki içlerinden bir şair, sürgün gittiği Sibirya’dan ana vatanı hatırlayarak: 

“Azizim vatan yahşidir
Giymeye keten yahşidir
Gezmeye gurbet elleri
Ölmeye vatan yahşidir” diyor. 

O Türkler ki orada, yani Moskof diyarında istediği kadar yüksek ve rahat yaşasın gönlü bizimle beraberdir ve mahşere kadar yanacaktır: 

“Azizim bak ululandın, 
Diyem ben kim kanatlandın
Türk’ten hemi ayrı mısın
Vay mahşere kadar yandın”

İşte 40 milyon Türk’ün hislerine ortak olan aynı tazallüm, aynı Da’ü’l-vatan,

“Azizim dilen gez
Dolangilen dilen gez
Yad ellerde han olma
Vatanında dilen gez”

Bu hislere mukabele edelim, gurbette ecel terleri döken, zulüm ocağının gölgesi altında inleyen kardeşlerimizin sanat ve kültürleri için radyolarımızda saat ayıralım. Politik icapların sınırını aşmayan küçük bir cesaret ve himmet, bunu temine kâfidir. Bir zamanlar, istiklâli kanla boğulan Azerbaycan için merhum Celâl Sahir‘in yazdığı şiirden aldığım şu iki mısrayı bir daha tekrar edelim:

“Gecelerin hasret çeker şimdi hilâle

Seni Türk’ün hicranı mı koydu bu hale?”

ve işte onların sürüp giden eninlerine ve ülkelerine en iyi tercüman olan bir şarkıları: 

“Çırpınaydın Karadeniz, 
Bakıp Türk’ün bayrağına
Ah bir kavuşsaydım, 
Düşebilsem kucağına”

Aziz Devlet Vekilimiz Sarol, bu mevzuun üstüne eğileceğimiz zaman gelmeyecek midir?


Şardağ, R. (1954, Ağustos 1). Tasfiye. Radyo Gazetesi, s. 1, 6. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın