İstanbul’u her gün fethedemez miyiz? 500 sene sonra yerinde bir alâka ile fetih gününü andığımız bu sevimli şehrimiz vesile oldu da radyolarımızda musikî bakımından çeşit çeşit repertuarlarla karşılaştık. Bir defa mehter müziği, cenkçi bir milletin çocukları olduğumuz, kahramanlığı cihânı tutmuş bir milletten geldiğimiz için hepimizin ruhlarına şevk iksirini boşalttı. Meselâ ayda bir defa olsun bu [...]
Yazar: Hakan Cevher
Mualla Mukadder’in gerdanı
Gerden mi, gerdan mı? - Okusun da "Gerdan" desin - Kasabalı'yı överim Bu akşam radyomuzun fasıl musikisi seansında Isfahan ve Yegâh makamlarından seçme şarkılar dinleyeceksiniz. Hususiyle müteveffa Bimen Şen'in pek üstadane olarak bestelediği Ağır Aksak ikaındaki şarkısı faslı açış bakımından yerinde intihap edilmiştir. Emektar Kasabalı'nın o şişkin çantasından ve hususi repertuarından zaman zaman çıkardığı ve [...]
Ankara Radyosu Müdürü’ne açık mektup
Kardeşim Bekman, Ankara Radyosu müdürlüğüne tayin edildiğin haberi beni sevindirdi. Bir defa, şunun için sevindim: Neslinin çocuğusun, gençsin. Genç de ne demek? Kırk'a, hayatın hiç olmazsa yarısına merdiven dayamış bulunuyoruz. Halim Basın Yayın Umum Müdürü olduğu gün kendisine senden ve şimdi İzmir Radyosu Müdürü bulunan Ümit Demiriz'den bahsetmiş ve Alyot'un evinde kaldığım kısa bir zaman [...]
Hanende Osep Efendi
Bugün olduğu gibi, asırlar boyunca Türk topraklarında yaşayan İslâmlarla ekalliyetler birbiriyle candan dost ve bu toprağın havasını teneffüs eden kimse de musikisi ile resmi ile zevki ile bu toprağa bağlı idi. Bu güzel duyguların neticesi olarak musikimize, III. Selim'in hocası meşhur Tanburî İzak Efendi'den tutunuz da her gün omuz omuza çalıştığımız Yorgo Bacanas'a kadar nice [...]
Kanunî Şemsi Efendi ve torunu Mübeccel
Müzik, Allah vergisi olduğu kadar da ırsî bir haslet olduğu birçok delillere dayanarak iddia edilebilir. Büyük müzisyenlerin aileleri iyice tetkik edilirse, güzel sanatların bir şubesinde çok ileri gitmiş bir ailenin çocuklarının birisinde mutlak bir üstün kabiliyet meydana çıkıp deve adımı ile hamleler yapmıştır. İşte size bir misal daha: Eski devrin en meşhur kanun üstatlarından Şemsi [...]
Dev orduları yenenlerin musikisi: Mehterhane
Dokuz katlı mehterler - 150 kişilik cenk orkestraları - Gafil ne bilir? Garpta 19. asıra gelene kadar canlı ve dinamik bir hüviyete bürünemeyen orkestralara mukabil, Asya'dan beri incele incele, çeşitli aletlerle takviye edile edile gelen asker muzıkalarımız nihayet Osmanlı Mehterhanesi haline girdiği zaman müthiş orkestral bir kuvvet olmuştur. Bir Mehterhane'de muvazzaf ve yedek olmak üzere [...]
Fetih yıldönümünde Mehter musikimiz
Altın davullar - Gün doğarken ve batarken fasıllar Millî asker muzıkaları Selçukîler zamanında da devam etmiştir. Hammer Tarihi'nin birinci cilt ve 76. yaprağında bu mevzu ile alâkalı olarak, bir yabancı gözüyle görüldüğü için objektif kalmış bilgiler vardır: "Selçuk hükümetinde Alâaddin Mehmet'ten evvel asker muzıkası beş namaz vaktinde çalınırdı. Alaattin'in oğulları için beş defa, kendisi için [...]
Fethin Yıldönümünde Cenk Musikimiz
Asker millet - Asya'nın nevbetleri - 12 bin senelik bir enstrümantal mâzi Fethin 500. yılını kutlamak üzere olduğumuz bu günlerde bizim cenk musikimiz hakkında kısa bilgiler vermek, "Mehterhâne"yi tanıtmak ve her gün bu mevzuda bir yazı yazmak istedim. Türkiye'de cenk türküleri bu asker milletin askeri muzıkalarıyla başlamıştır. Meselâ "Mehterhâne" bir asker muzıkası topluluğudur. Tuna boylarında [...]
İstanbul üstüne / Bir âlemdir…
Gün biter, güneş söner, Boğaz'da pırıltı bitmez. Çengelköy'ünden Beykoz açıklarına kadar Boğaziçi'nin Anadolu sahillerinde geceleyin sönen bütün ışıklara mukabil, karanlık çöktükten sonra yanan ışıkları vardır. Beylerbeyi ağırbaşlı, vakur, biraz sofu ve çelebi mizaçlı insanlarıyla uykusuna yatmıştır. Havuzbaşına, Çengelköy'ü ile hudut yarısı olan bu bölgeye kadar ortalık zifirî siyahtır. Çengelköy'ü bostanlarından bir zamanlar en sonra merkebine [...]
İstanbul üstüne / Mümkün mü beyan..
Arap medeniyetinde camiler şerefesizdi. Bizans'ta kubbeler biraz mahaddepçe idi. Biz hem kubbeli, hem minareli camiler yaptık, Şark'tan da Bizans'tan da tesir aldık. Ama İstanbul semalarına uzananlar bütün dini mâbedlerimizde bir Türk üslûbu yaşamaktadır. Süleymaniye'nin kubbe saçaklarını, geceleyin denizi yakan yakamozlar gibi karanlık, loş ve mor ışıklara boğan o harika çiniler Konstantiniyye'nin Türk'ten yediği ebedî damgalardır. [...]
