Güntekin’in selâmı

Tanınmış Türk romancısı Reşat Nuri Güntekin, İstanbul'dan gazetemize gönderdiği sıcak mektubunun bir yerinde "çok sevdiği Rüştü Şardağ'ına" da selâm göndermiş. Bu bir tek selâm ile sarhoş olan hislerim, onu bir fıkra boyunca anmama vesile oldu. Bizde "selâm"ın linguistique'i İslâm, müsalemet, iyi ahlâk, sükûnet, rahatlık, barış ve huzur'a, kadar genişler. Bir fincan kahvenin kırk yıl hazırını [...]

Vah Niyazi’ye*

Bana bundan sonra her sabah, tevazunun ve insanlığın ateşini taşıyan bakışlarla kimler "Merhaba" diyecek? Beni hangi dost, böyle senin gibi riyasız, günde bir kaç defa öpecek? Ne yaptın evlâdım, nasıl bizi Yanıkoğlan'sız bırakıp gittin? Hangi cepheni aramayalım? Hangi bir meziyetini yaş dökerek anmayalım? Bir büyükşehir belediyesinde küçük bir raportördün. Büyük büyük makamlarda oldukları halde iskemlelerini [...]

Matine ve bir tashih

Sevdiğim bir genç araya girdiği için bana teklif edilen dünkü matineye gidecek ve muasır Türk sanatını izah etmekliğim davetini reddetmeyecektim; eğer bazı sebepler ve mazeret olmasaydı.  Fakat şehrimizde çıkan bir gazetede şiirlerini okuyan sanatkârlar arasında adımın da geçtiğini görünce tashih etmek icap etti. Benim şiirim mi? Beş on defa hayır! Şiir denen o muhteşem meşgaleyi [...]

Dev romancıyı uğurladık

Dün şehrimize gelip Bergama'yı ziyaret eden ve akşam Atina'ya hareket eden İngiliz romancısı Somerset Maugham'ın daha fazla kalmamasına, roman sanatı ve kendi sanatı hakkında aydınlığa götüren görüşlerinden faydalanmayışımıza yandım. Onu küçücük bir sütun içinde belli başlı hatlarıyla -mümkün olabildiği kadar- anlatmaya çalışacağım. Ama hemen başta söyleyeyim ki bir sanatkârı en iyi tanıtan yazı, bizzat kendi [...]

Türk Düşüncesi

Dün gazeteden elime verilen "Türk Düşüncesi"ni halâ zevkle okumaktayım. Adresime Peyami Safa'nın görderdiğini sandığım bu halis derginin sahip olduğu mukavemet gücüne hayran oldum. En ciddi sandıklarımızın bile, "hafif"in arsız elleriyle delik deşik edildiği bu zirzop dergiler ortasında, ayakta duran ve bir elin beş parmağını geçmeyenler arasına "Peyami"nin çıkardığı "Türk Düşüncesi"de karışmış bulunuyor. Gazeteci olarak yaşamak [...]

Bir de baktım ki..

İstanbul'da bir gazetenin Moskova ve Kutuplar'a gönderdiği muharriri, henüz yazılarını neşretmeden kızılca kıyamettir koptu. "Bu sırada Moskova'nın müsbet, menfi reklâmı yapılmamalı!" sözü edilen yazıları neşreden gazetenin vatanseverliğinden şüphe edilemeyeceği için hücum hedefini bu yazıların mevsimsizliği teşkil etti. Komünizme karşı, bu menfur ve mel'un sisteme karşı sayıca en fazla fıkrası, makalesi intişar etmiş kimselerden olmama rağmen [...]

Telaffuz fukaralığı

Dün, sonunda "reca etmek" kelimeleri bulunan bir müsvettemi, daktilo ile "rica etmek" diye yazıp getiren memur arkadaşım, bana, imlâ kılavuzunun bu kelimeyi "rica" diye aldığını söyledi. Bir defa hemen haber vereyim: "İmlâ kılavuzu dediğimiz" bu küçük cep kitabını -iyi niyetleri malûm, fakat dil davasında yetkileri münakaşa götürür- türlü mesleklerden gelme bir kaç arkadaş hazırlamıştır. İmlâ [...]

Bir sitemkâr okuruma…

Dün elime geçen bir okuyucu mektubu, "Yeni şiirin bir zamanlar tenkit ve müdafasını yapmışken bugün klâsik şiirimizi müdafa" edişime şaşıyor ve bana soruyor: "Geriye doğru bu ne dönüş a Sultanım!" adresi bulunmayan ve imzasını şöyle böyle çıkarabildiğim mektup, hürmetkâr bir ifade taşıdığı ve samimi olduğu için üzerinde duracağım. Bir defa klâsik şiirimizi müdafa etmek diye [...]

Ateş

Havaların birden bire serinlemesinden mi; yoksa bazı dostların soğukluğundan mı nedir, bugün de "ateş"ten bahsetmek ihtiyacı duydum.  Belki de bu ihtiyaç geçen geceki üşütmenin vücudumda uyardığı "hararet"in bir neticesidir. Yalnız bu mevzu, sahifeler dolusu yazının bile yetemeyeceği bir mevzudur. Kalemi elime aldığım zaman, ilk aklıma gelen, "ışık ve ateş"i gökten çalan ve ebedi bir nimet [...]

Necip Fazıl

Bir sürü örümcek kafalılar, Malatya suikastı dolayısıyla mahkemede içlerinde Necip Fazıl'da var, Kısakürek'in avukatları, müvekkillerinin delilik alâmetinden bahsediyorlar. İşin adliye içinde cereyan eden kısmını bir tarafa bırakıp hemen şahsi görüşümü söyleyeyim. Necip Fazıl ne mürtecidir, ne yalancı ne de ya hakiki "Süper Mürşit" ne Müslüman, ne Müslümancı. Bunların yani bu sıfatların hangisini ona taksanız ardından [...]