İki Gazel

Nabi'den Gazel Dünya bağının gözünü de, baharını da görmüşüzBiz neşenin de gamın da devrini sürmüşüz İkbal meyhanesinde neden bu böbürlenişSen gibi nice mağrurun ayıldığını görmüşüz Dert ehlinin bir coşmasın gücenik yaşlarıKaç ikbal evi alaşağı olur biz bunu görmüşüz Bir gün elleri bağlı boylarlar hepsi zindanıBir zamanın burnu Kaf dağından vezirlerini görmüşüz Emel kadehleri bir gün [...]

Divan Edebiyatı

Divan Edebiyatı nedir? Tâ altı yüz yıl önce küçük bir mısra içinde dokunan bir teselli şiiri mi, bir hikmet sedası mı, bir mahrumiyet besteli nağme mi? Koynunda ruh kıvrımlarını, gönül harabelerini, sabır ve vefa şaheserlerini yaşatan beyitler mi? Divan Edebiyatı hep ağlayış olduğuna göre insanoğlunun değişmez hassaslık noktalarını yakalamasını bilmiş bir sır mı? Yani insana [...]

Devirler Açan Zola

Émile François Zola(1840-1902) 1840'dan onun ölüm tarihi olan 1902'ye kadar uzanan bir hayat, Zola için pek basit, pek kısa ve pek ömürsüz olur. Fakat bu altmış iki yıllık ömrü kaplayan çağ ve bu çağın Fransa'sı sosyal ekonomik dalgaların birbirini hırpalayan tazyikleri altında kıvranmadadır. Bu devir, aristokrasinin yıkılıp yerine hakir şehir çocukları sınıfının geçişini, 1789 idealist [...]

Yüzüncü Doğum Yılında M. Emin Yurdakul İçin

Mehmet Emin Yurdakul(1869-1944) O, sanatını ülküsüne adamış, halka dönük, altın kalpli bir insandı. “Vatanda hür ve mesut ömür sürmek bir hakken, esir olmak, mazlûm olmak, sefil olmak, bu neden?” diye başkaldırıyordu. Yurdakul’u, hırsızların, müstebitlerin, topraksız köylüyü soyan ağaların, İslâm dinini gerçeğinden uzaklaştıran sahte adamların, uygarlık düşmanlarıyla, sömürücülerin, köylüyü ezenlerin karşısında buluruz. Doğumunun üzerinden yüz yıl [...]

Edebiyatımızda Acıma Hissi

Bu duyguya Tanzimat Edebiyatı'nda rastlamaktayız. "Fakat nasıl bir acıma, ne şekil bir merhamet?" diye kendi kendimize sormamız da mümkündür. Garp kültürünü ilk ışıklarını, akis hâlinde de olsa, eski edebiyatımızı tanıtmıya çalışan tanzimatçılar, muhtelif edebî eserleriyle de merhamete benzer duygularını anlatmıya çabalamışlardır. Hakikatte, merhametten, bu büyük insanlık vakfından hâlâ nasibini alamıyan edebiyatımız zahirî bir merhametlilik içinde [...]

Divan Şiirinde Öz Türkçe

Kişisel görünüşümüzle "Klâsik" adını veregeldiğimiz Tanzimat'tan öncesi şiirimizde, sık olmasa bile dikkatten kaçmıyacak öz Türkçe kelimelere rastlanıldığı bir gerçektir. Burada, uzun düşünce çatışmalarına yer verecek olan dilimizdeki yabancı dil baskısının neden'i ve niçin'i üzerinde durmıyacağız. Fakat başka sebeplerle yaptığımız incelemeler arasında, bu sararmış yapraklar içinde dilimizin katkısız, öz kelimelerine büyük rahatlıkla yer verildiğini görüyoruz. Bir [...]

Hayyam’ı Saran Rüzgâr

"Her gün diyorum, etmeliyim içmeye tövbeCam içre dolup taşmış olan bâdeye tövbeLâkin bakarım, her yana gül mevsimi gelmiş...Tanrım, edeyim bari, derim; tövbeye tövbe." Ömer HAYYAM Hem bizim gibi de değil o; göklerin ilmini de yapmıştır. Başını kaldırır. Görür yükselir; görür yükselir; sonradan sert bir meçhule çarpıp gök kubbeden aşağı bütün hayalleriyle beraber, paldır kültür yuvarlanır. [...]

Hayyam’ın 10. Çevirisi

Türk dilindeki Hayyam çevirilerinin, ruh bakımından eksik ve zayıf durumlarına sebep ise, bu gayretleri gösterenler değil, bu çeviri gayretlerine kaynak diye alınan rubailerden pek çoğunun Hayyam’a ait olamayışıdır.rüştü şardağ “Eyvah, dürülüp gitti şu gençlik demimiz;Tantana, esenlik dolu, yaz günlerimiz.Fark etmedi aslâ, o delişmen kuşu hiç;Gelmiş ne zaman, gitti ne gün; gözlerimiz.” Bütün dünyada yüzlerce, dilimizde [...]

Divan şiirinde doğrudan da güçlü şeyler var: Yalan

Divan Şiirimizin, İran edebiyatından etkilenişi olağandır. Batıda henüz hukuksal millet kümelenişlerinin görülmediği zamanlarda eski İran kültürüne; İranlılaşmış Türk boylarının, Asya'dan taşıdığı uygarlık kalıntıları da katışarak zengin ve yüce Fars kültür, uygarlık ve şiiri doğmuştu ve Hint'ten Bizans'a tüm ülkeleri yangın alevi gibi sarmıştı.  İşte, Müslümanlıkta sünnî kalan Tür aydınını, Şi'î İran'ın divan kucağına atan, hatta [...]

Eski Şiirimizde İran Rüzgârı

Divan şiirimizi, yüzyıllar boyu etkisi altında tutan rüzgârları, salt İran üzerinden esmiş olarak düşünmek, işi eksik tutmak olur. Beşyüz yılı aşkın bir süre içinde, bütün Osmanlı-Türk aydınlarını büyük kentlerin havasını almış Anadolu çocuklarını, kılıçlarını ellerinden, yalnız kalemlerinin hatırı için bırakmış Osmanlı padişahlarını büyülemiş bir Fars mektebinin, eski divan edebiyatımıza böylesine rahat yerleşmesinde benzeri toplumsal durumumuzu [...]