İstanbul Radyosundan Hususiyetler

70 odalı, 9 stüdyolu radyo sarayı Asıl üzüntümüz - Zengin ve rengin fasıl - Parazitler müsaade ederse - Gönülleri tutuşturan adam - Ney’ mi İsrafil’in sûru mu? Sesi, akşam, 18.30’dan sonra, yurdun her tarafına olduğu gibi İzmir’imize de parazit ve hava dalgalarıyla, karışarak gelen İstanbul Radyosu'nun bir Paris istasyonunun yanıbaşında yer alması, ayrıca civarında bulunan [...]

Behçet Uz’un koleji

Bayramın en sevimli haberlerinden biri, şüphe yok ki Doktor Behçet Uz’un kolejidir. Gerçi bu kolejde o, ne müdür, ne de onun sahibi. Hattâ hissedarların belki de en küçüğü olduğunu sanırım. Birlikte el tutuştuğu öteki teşkilâtçı arkadaşlarının da ayrı ayrı, bu işteki rollerini inkâr değil, medh ü sena ederim. Fakat Doktor Behçet Uz çapında bir enerji [...]

Sayın Mesut Cemil Tel’in samimi bir iltifatı

Arkadaşımız Rüştü Şardağ’ın bu sütunlarda büyük müzisyen Mesut Cemil için, onun İstanbul Radyosu’nda verdiği bir konser vesilesiyle yazdığı makaleyi okuyan Mesut Cemil Tel, gazetemize ve arkadaşımıza aşağıda okuyacağınız zarif bir mektupla tahassüslerini ve cevabını bildirmiştir. Bu mektup için Şardağ diyor ki: «Bayramda en büyük bahtiyarlığım, bu mektup olmuştur.» «Pek aziz kardeşim, Ege Ekspres Gazetesi ile [...]

Mendelssohn ve Dvorjak

Hafif ve zarif - Ruhuna zıt giden besteci - Tabutu konuşturan besteci Ankara Radyosu’nun bugünkü batı müziği programlarında plâk neşriyatından olmakla beraber, hafif dozda, çeşnili ve zarif iki eser dinleyeceksiniz. 17.30’da Mendelssohn’un 1. senfonisini, üslûp denen şeyin parlaklığına bir delil sayacağınız muhakkak. 1809’da Hamburg’da doğup 38 yaşında ölen bu zatın Alman musikisindeki mevkii orijinaldir. Ruh [...]

Ne Çelebioğlu, ne Lorentzo

Dünkü gazetelerde, Dumlupınar denizaltısı faciasına sebep olan gemi süvarisini tespit etmek üzere toplanan bilirkişi listesini gördünüz mü? Tam on beş kişi! Ve kendilerine sorulan sualler… Kaç tane okudunuz mu? Tam yirmi bir adet! İnsanı vicdan denilen o derin kuyunun başına eğerek korku ve haşyetle düşündüren sualler… Bir tekine cevap vermek için bile o kadar ezici [...]

Garp’ta bizi ele alan eserler

Haber orijinal değil - Öc mü alacaklardı? - Hakaretten korktular - Aceze eserleri Avrupa musikisinde, bilhassa Beethoven'in senfonilerinde "Türk temasına, bizim nağmelerimize rastlanmıştır" diye gazetelerde bir haber gördük. Bu haber yeni olmakla beraber orijinal değildir. Çünkü Mozart'ta, Chopin'de Türk melodilerinin var olduğunu bütün dünya bilir. Bizimle garp musikisini alâkadar eden cihet de, Türk mevzuunun, yani [...]

İstimlâk

Dün, şehrin ana cadde haline sokulmak üzere bulunan bir büyük sokağının kenarından geçerken, gözüm istimlâk edilmiş bir evin bakiyesi ile karşılaştı. Bir anda hüzünle durdum ve şu yıkıntının altından bir kısmını görebildiğim mozaik döşeli avlunun hâlâ sağlam kalmak ve dayanmak niyetini apaçık keşfettim.  Şu avlu, kim bilir bir sofa mı, salon mu, yemek salonu mu [...]

Ankara’da eşlerinden feyz alan solistler

Müzehher'in buketi - Karakuş'tan gayrısı okuyamıyor - Kürdili değil, Kürdîli - Halil Aksoy gibi bir kocası olurdu... Ankara Radyosu'nu bugünkü seanslarında şarkılar kısmında okuyacak olan Müzehher Güyer, Ankara'nın son iki yılda yetiştirip yurda sunduğu kıymetler arasındadır. Şüphe yok ki onun temiz ve pürüzsüz bir hançere ile sakin ve rahat okumasında eşi Ekrem Güyer'in de büyük [...]

Radyo mu, açlık talimhanesi mi?

Kifaf-ı nefse yetmez bir tahsisat – Çocukların hareketini ayıplıyorum – Bir defa özür dilemişlerdir Basın Yayın Umum Müdürlüğüne, İzmir Radyosu Belediye tarafından devr edileceği zaman bana Radyomuzdan bir hoca geldi ve sordu: — Siz bizi bıraktınız, artık para veremiyorsunuz. Basın Yayından da taahhüd ettikleri halde kimse gelmiyor, ne yapalım? “Dayanın” diye cevap vermiştim. Onlar dayandılar, [...]

Boynuz

Geçen gün belediyenin ikinci bir ihale ilânını gördüm. Talibi çıkmadığı için, yeniden gazeteye vermişler. Boynuz satacaklarmış. Fakat gelgelelim, bu nesneye yanaşan yok. Fesüphanallah! Neden bu çekinme, bu alâkasızlık anlamadık. Zamanımızda sık sık müşahede edilen bu maddeyi bilmezlikten, istemezlikten gelmek pek mânasız kaçmıyor mu? Bir defa efendim, boynuz dediğimiz şey bizi ürkütecek kadar kaba da değildir. [...]