İstanbul üstüne / Bir âlemdir…

Gün biter, güneş söner, Boğaz'da pırıltı bitmez. Çengelköy'ünden Beykoz açıklarına kadar Boğaziçi'nin Anadolu sahillerinde geceleyin sönen bütün ışıklara mukabil, karanlık çöktükten sonra yanan ışıkları vardır. Beylerbeyi ağırbaşlı, vakur, biraz sofu ve çelebi mizaçlı insanlarıyla uykusuna yatmıştır. Havuzbaşına, Çengelköy'ü ile hudut yarısı olan bu bölgeye kadar ortalık zifirî siyahtır. Çengelköy'ü bostanlarından bir zamanlar en sonra merkebine [...]

İstanbul üstüne / Mümkün mü beyan..

Arap medeniyetinde camiler şerefesizdi. Bizans'ta kubbeler biraz mahaddepçe idi. Biz hem kubbeli, hem minareli camiler yaptık, Şark'tan da Bizans'tan da tesir aldık. Ama İstanbul semalarına uzananlar bütün dini mâbedlerimizde bir Türk üslûbu yaşamaktadır. Süleymaniye'nin kubbe saçaklarını, geceleyin denizi yakan yakamozlar gibi karanlık, loş ve mor ışıklara boğan o harika çiniler Konstantiniyye'nin Türk'ten yediği ebedî damgalardır.  [...]

İstanbul üstüne / Ve ulema…

Bir şehir fethedilmişti ki adaletin o yerde bir kardinal şapkası kadar bile namı yoktu. "Halık-ı arz" adına; Muhammed adına konuşan Fatih, haksız yere ellerini bağlattığı bir Rum vatandaşa hayatının sonuna kadar tazminat ödemeye kendisini mahkûm eden şer'iye mahkemesine, dünyaları eğediren boynu ile eğildi. Değil Müslümanlığa veya diğer bir dine, İsa'yı biraz farklı yorumlayan bir mezhebe [...]

İstanbul üstüne / Hak edilmiş şehir

Şimdi artık bu güzel şehir, lâyığı olan taraveti takınmalı değil miydi? Türkler gelmişti İstanbul'a. Nağmeleri, lahinleri ebedî saltanatına kavuşturan musiki odaları görünmeliydi. Mermeri gergef gibi dokuyan koca mimarlar, zekâlarını sıvamalıydı. Boğaziçi inci gibi işlenmiş saraylarla, yarına kalacak bu âbidelerle donanmalı, hayır ve iyilik eserleri çeşmeler, hanlar, ilim ve medeniyet yuvası medreseler dört bir yana yaslanmalı; [...]

İstanbul üstüne / Devirler deviren

İstanbul, İslâm ordularının kaç defa kuşatıp zaptına muvaffak olamadığı bu şehir mutlaka Fatih Sultan Mehmed'in dev iradesiyle kapılarını Türk'e açacaktı. Fatih, bir gece Sadrazam Halil Paşa'yı yatak odasına çağırıyor: "Bak" diyor, "Lala!, şu bozulmamış yatakla, bu uyku tutmamış hükümdarı gör! Çok uzun değil, pek kısa bir zamanda İstanbul Rumlardan alınacaktır." Müthiş hazırlık. Rumelihisarı'nın inşası. Konstantin'in [...]

İstanbul üstüne / İstanbul’a doğru

Bu bir hayâl veya düşte seyredilmiş vesvese mi? "İstanbul, İstanbul" diye Orta Asya'dan kalkıp kalkıp taşan sellerin son uğrağı mı? Hülâgû'yu çıldırtan, Attilâ'ya uykusunu haram eden, İslâm dininin büyük tebşircisi Muhammed'in, şehadet parmağı ile "gaye" ve temennilerden biri olarak işaret ettiği bir ülkü şehiri mi? Alparslan ordularının yarım kalmış ümidi, Bizans'ın Kâbe şehri, Selçûkîlerin davranışına [...]

Kurum tarihi ve vak’anüvis

Kaç gündür eski tarihleri, tekrar tekrar okuyorum. Bir hafta önce elimden bıraktığım Solakzade'yi müteakiben, lezzetle, iştiyakla sahifelerini çevirdiğim Naima, beni öylesine sardı ki bir aralık tarih kurumunda koskoca bir heyetin meydana getirdiği metod derdine düşmüş güya müşahede bakımından objektif kaldığını sanan o cilt cilt yavan tarihleri gözümün önüne geldi. İnsan, çok küçük iken kaybettiği babasının [...]

Millî Eğitim mevzuunda…

Yeni Millî Eğitim Vekili olan muhterem profesör Rıfkı Salim Bey, verdiği beyanatında Millî Eğitim sistemimize canlı bir iki çizgiyle temas edip geçti; mahir ressamın fırçasıyla şöyle dokunması kabilinden. Ama bu işaretlerin kuvvetli bir projektör mahiyeti var. Bunu da söyleyelim. Gerçek odur ki Türkiye'de, çeyrek asırdan beri gelen türlü nazarî ve hatta tatbikî görüşlere rağmen tedrisat [...]

Todoraki

Bazı Yunanlılar, Yunanlı dostlar demiyorum; zira her gün soluk soluğa olduklarımızdan bile günün birinde darbe yediğimiz vaki, nerede kaldı ki -evet, bazı Yunanlı gazeteciler, Fatih'i, beşyüz sene sonra ilk defa anacağız diye hiddete kapılmışlar. Neden? Bu fethin, onları bin defa silip süpürmesi mümkünken Yunan millî topluluğunu derin müsamahası ile ayakta tutan Fatih'i anıyoruz diye mi? [...]

Tükür ey tarih!

Dün, Konak önünde, bizim Yaşar meslek aşkıyla bağırıyordu. "Bakın Ekspres'teki, Anadolu'daki resimlere, bakın şu alçakların yaptığına!". Yoldan geçen kalabalık da Kore'deki katl-i âm'ın bu gazetelerin ilk yaprağını dolduran fotoğraflarını adeta nefes darlığı içinde takip ediyorlardı. Komünist denen mahlûkun kaçıncı devirden kalma bir vahşi hayvan nesline mensup olduğu gerçekten üzerinde durulmaya değer bir keyfiyet. Dininiz yok; [...]