Birkaç akşamdır, tatsız, tuzsuz ve çırpıştırma bir şekilde çalınan Ramazan davulu ile fırlıyorum. Turgut dostumun hani hakkı da yok değil. Geceleri, rüyalarımıza hafifçe sızarak uyku âlemimizde sevimli bir istasyon yaratan eski İstanbul davullarını gerçekten hatırlamamak mümkün olmuyor. Sığır derisi üzerinde değil, beyin zarım üzerinde öten tokmak sesleri gümbedek inmeye başladı mı, ondan sonra ya uyumuyor [...]
Kategori: Yeni Asır
Şu kendilerine malûm olanlar
İstanbul Milletvekili Senihi Yürüten Meclis'e verdiği bir takrirde, “Şifahanede bulunan bin beş yüz aptalla ne yapacağız” diye soruyor. Ben tımarhane dışında akıllı diye gezen aptallardan söz edip işi mizaha dökecek değilim. Fakat şu aptal kelimesi için teksif ettiğimiz mananın manasızlığına da dokunmadan geçemeyeceğim. İsviçre'nin büyük insaniyetçilerinden Louis Meylan “İnsan ve insaniyet” adlı eserinin sonlarına doğru [...]
Asıl idrak
Hani beni de bir korkudur almadı değil. Hemen berbere koştum. Rahmetli pederin bir öğütü yüzünden bıraktığım bıyıklarımın ucunu yukarı doğru kıvırttım. Çünkü başta Pilavoğlu olmak üzere, hepsinin de bıyık uçları aşağıya doğru sarkık. Şaka maka değil, memlekette Ticânî kelimesini duyunca. "ööö!.." diyesimiz geliyor.Kulakların dibine kadar oturtulmuş yağlı bir kasket, marsık sakallar, hülâsa öyle bir şalgam [...]
Dihaydi öyleyse
Her sene, ömür defterinin bir yaprağını dürüp, içine biraz korku, biraz ümit ışığı karışmış gözlerimizle, gelecek yılın eşiklerine bakarken düşüncemiz nedir? Meram ve tavrımız ne sulardadır? Herkes ayrı ayrı nasıl bileyim? Yalnız dün akşam bir dost, kendi tutumunu açıklayıverdi: “Ne mi yaparım? Uyurum!” Uyku, onun gibi, kendisine helâl edilebilecekler için haklı bir hareket tarzıdır şüphesiz. [...]
Mehdi’ye dair
Bugünkü yobazgâhlarda insanı, dairemsi bir kara sakaldan ümit bekletecek kadar seviyesizleştiren sefil bir akide öğretilmektedir; yazık!RÜŞTÜ ŞARDAĞ İki patates kafa üstünde taşıdıkları ticari gözlere dikkat ettim. Gazete üstünde olmakla beraber karşımda, sanki aslından farksız bir bakışla duruyorlar. Belli ki bunlar, bize bakarken bile başka tarafları görür gibidirler. İhtimal kasketleri altından, kendilerine göre ufuk kadar uzak [...]
Güzel bir çirkin
Otobüsteyim. Kalabalık içine ihtiyar bir kadın giriyor. Oturanlara bakıyorum, kimsede bir kıpırdama yok. Sevimli, nur yüzlü anacık, tutunacak bir şey arıyor besbelli. İki yanına yalpa yapıyor. Pencereye tutunmak istiyor, fakat bizim şu miadını dolmuş oynak otobüsümüz onu öbür yana atıyor, demiri tutmak ümidine kapılıyor, buna da gücü elvermiyor. Ayaktayım; “gel anne şöyle” deyip kendi durduğum [...]
Nafile yetişemeyiz
Biraz göbek peyda ettiğimden mi nedir, dün sabahleyin, Basmahane-Alsancak otobüsü burnumun dibinde olduğu halde, bütün seğirtmeme rağmen yetişemedim. Bir sıçradım, o benden önce “fırttt” diye dümeni, kordona doğru kıvırıverdi. Tam bu sırada ense kökümde biten deli dolu arkadaşım, “Nafile” dedi, “senden de geçmiş; yanı başındaki otobüse yetişemedin! Aranızda on adımlık mesafe olsaydı, yüreğim yanmazdı.” Bozulmadım [...]
İkinci konser
Dün gece Münir ikinci konserini verdi. Şehrimizin ölümsüz evlâdı Rakım Hoca, bu konserin ilk kısmının birinci eserini, güftesi Baki’nin olan: “Müheyya oldu meclis sakiya peymaneler dönsün.” Hüseyni nakşıyla tezyin etmedeydi. Bir defa şununla İzmirliler övünebilir ki Hisar Camii'nin bu derin hocası hiçbir eserinde bu rütbe yükselmemiştir. Klâsik musikimizin Dedelerine has bir olgunlukla işlenmiş olan bu [...]
Hasan efendi değil, Münir efendi
Dün gece Elhamra sinemasında bir konser dinledik ki, ne gürültü, ne alkolize bir hava, ne tabak, çatal sesleri, ne münakaşa, ne hır, ne de zır vardı. Leblebi satanlara, gazoz patlatanlara, Amerikan jikleti çatlatanlara hiç rastlamadık. Bu bahtiyarlığın bir yüzü idi. Bir de öteki yüzü var. Büyük üstadım aziz sanatkâr Münir Nurettin’in her konserinde olduğu gibi [...]
Hoş geldin Münir…
Beş köklü medeniyetin hatıralarını ardında saklayıp Homeros’u ile olduğu kadar, Rakım Elkutlu’su ile de övünen, sanata, musikiye ezelden vurgun olan şehrimiz, seni bağrına basmakla bahtiyardır. Sen de iyi bilirsin ki dostum, Türkiye'de bir alaturka- alafranga davası yoktur. Alafranga, kendi tekniğinde devlerini vermiş; bizimki de kendi devlerini bizlere yadigâr bırakmıştır. Gerçi komiktir, onların üstadlarını yâdetmek bu [...]
