Hafta tatilini, sizin de memurlar gibi ücretli olarak geçirmeniz, nihayet tatbika konulmuş bulunuyor. Çok geç kalınmış olmakla beraber yerinde alınmış her karar gibi bunu da alkışlamak ister ve sevinirim. Sevinirim ama, bu, hiçbir zaman yetinirim demek değildir. Zira bu memlekette atılmış her terakki adımında görülen büyük istihsal gücünüz, su götürmez kuvvetimizdir. Ne yapıyoruz? Size de [...]
Kategori: Yeni Asır
Birinci
-Öhö öhö! Öhö! Allah Allah, tuttu meret, öhö!-Ne oluyorsun yahu, at şu sigarayı elinden. Öleceksin, hâlâ gözün o pis dumanda.-Sigaradan canım. Allah kahretsin, sigara değil, gıcık macunu sanki.-Nedir o sigaranın markası?-Öhhöö! Birinci.-Birinci ha. Dostumu benimle iki lâf ettirmeyen, ona dünyayı haram eden şu pis nesnenin adını beğendiniz mi? Kırk bir buçuk maşallah; Birinci! Bir de [...]
Arzuhalci Tayyip
Bu hafta tatilini kardeşim doktor Petek’le beraber komşu bir ilde geçirdik. Gece yarısı idi. Harap bir sokakta, Bütün ışıkları sönmüş olan evlerin, sağlı sollu birbirlerine yaslanarak birleştikleri köşebaşında şüpheli ve ürkek, titreşen bir lâmba ışığı dikkatimizi çekti. Yaklaştık. Kapıya camdan çarparak vuran ziya döküntüleri, bir insanın zor sığacağı bu kulübenin sahibini hemencecik tanıtıyordu: Arzuhalci Tayyip! [...]
Ne olur?
Zır zır bir plâk: “Bu gece çamlarda kalsak ne olur?” Ve sonra, bir şey olduğu yok ama, yine ayni tekerleme: Ne olur? Müteveffa Artaki’ye ait olan bu şarkı dinlenmeyecek şey, bu Neveser, Nihavent kırması, makamı bozuk zırıltı, bütün tatsızlığına rağmen yoluma devam ederken içimde yankılarını sürdüregitti. Ne olur? Düşündüm: “Hayat nedir?” diye yapılmış bir çok [...]
Aptallığa methiye
Dün ona yine uzun uzun baktım. Şişman bir kadın yüzü gibi dolgun ve etli yanakları, şiş şiş gözleri ile ne kadar sıcaktı. Sual sordum, o başka şeyden söz etti. Hep uzak memleketlerde, başka iklimlerdeki aptal adındaki kendimize benzer insan kardeşlerinden ayrı kalmanın hasretini çeker gibiydi. Birden bütün aptalları düşündüm. Hepsi de dalgın, hepsi de bizim [...]
Türkçe
Dün akşam, bizim radyoda Ankaradan gelen, soyadını pek belliyemediğim Nigâr adında bir hanım şarkılar söyledi. Sonuna yetişmişim. Şükrü Tunar’ın bir Uşşak şarkısını okuyordu. “Kalbimi bezlederim mihnet-i zevk ile ben.” “Minnet”i, “mihnet” yapan bu hanım kızımızı asla günahkâr tutmuyorum. Türkçe'nin kaç yıldır nasibi bizde bu! Okullarımızda bundan birkaç yıl önce, Türkçe'yi iki ders yerine saymak üzere [...]
Yazıcı için…
Seni dün yakından tanıdım. Alın yazısında yaşamak yazılmamış olsaydı ey Yazıcı, o aziz elini sıkamayacaktım. Eğer bugün, aramızda bulunmandan dolayı bir şans varsa, bu sade senin için değil, elini sıkabilenler için de mevcut demektir. Sana da kahraman diyeceğim ama dilim varmıyor. Limon kabuklarını ayağına dolayan bir mektep kaçkınının çektiği şutu kahramanca bulan kuş beyinlilerin dolup [...]
Tuh olsun!
İsveç'te, iki güreşçimizin karıştırdığı halt hakkında duyulan üzüntünün akisleri devam ediyor. İşin hırsızlık tarafını pek acı bulmakla beraber, milletçe kendi kendimize küsercesine ümitsizliğe düşmeyi manasız bulurum. Hırsızlık ruhi bir hastalıktır. Her şeyi maddi şartlara bağlıyan dar materyalizmi defalarca yanıltan destanlık hatıraları bilmiyor değiliz. Sonunda bir kutu pasta ile mükâfatlandırılacağını bildikleri halde nice mahrumların, ömründe yüz [...]
Hababam bakış…
Körfez vapurlarından birinde kısa bir yolculuk yapayım dedim. Karşıma bir anda etli kanlı, endam asaletine sahip bir bay oturuverdi. Elin garibi ile tabii bir alıp vereceğim olamazdı ama, gözleri dikkatimi çekti. Yuvarlak ve çipil iki gözle bu güzel vücut ve yüzün sahibi olan insanı adeta çirkin gösteriyordu. O zaman, gözler aklıma geldi; çeşit çeşit gözler. [...]
Neredesin ey sevgili!
Nerelerdesin, a canım efendim? Hanidir hoyrat hoyrat esen rüzgârlar senden bir haber vermez oldular. Ne bizim semtte, ne öteki şehirlerde, ne de yad ülkelerde görünmez olmuşsun. Bilirsin, hem çok iyi bilirsin ki şu aşağı mahlûklarla dolup taşan dünyada senden başka hiçbir şey beni teselli etmez. Eloğlu bilmez tabii, ama yine sen bilirsin ki para, pul [...]
