Çabalama kaptan

Evvelki gece İzmir limanında, Konak ile İnciraltı arasında işleyen bir vapur, İnciraltı'na yaklaşırken, Reşadiye açıklarında durdu. “Efendim, durur ya, bir arıza olmuştur” denilebilir. Fakat bizim vapurumuz, durmadı, oturdu. Oturdu dediysem, karaya oturdu. “Olabilir” diyecek misiniz yine bilmem. Hâlâ bu işi ehemmiyete almıyorsanız haber vereyim: Vapur karaya değil, şapa oturdu. Nasıl mı? Basbayağı! Bu yollarda yüzlerce [...]

Circo Medrano

Medrano sirkinin şehrimize yapıştırdığı afişleri gördünüz mü? Sanki müşterilerini sadece İtalyanlardan temin edecekmiş gibi, “Circo Medrano” diye başlamış… İtalyanca devam etmiş, gitmiş… Kendilerine bir hayli dövizimizi bırakacak kadar cömert davrandığımız bu cambazlar gurubu, “senin olsun paran” der gibi, Türklerin hâkim olduğu bir ülkenin duvarlarını saygısız kâğıt afişleriyle dolduruyor. Neden bunu yaparlar? Eğer her dildeki müşterilerini [...]

Gelmiyor

Adamcağıza dert olmuş, oturup dövünüyor. Konrad sirki gelmiyor diye. Sanki efendim ne gelmiştir ki o gelsin… Bir tek “gelmiyor” kelimesinin sırtına binerek hayal yolculuğunda yürü, ha yürü, bir hayli mesafe almaya başladım. Medrano geliyor, Konrat gelmiyor. Dert geliyor, derman gelmiyor. Yaban geliyor, baban gelmiyor. Av geliyor, sapan gelmiyor. Gözler ağlıyor; yaş gelmiyor. Düşmanlara hedef oluyoruz [...]

Efkâr-ı umumiye

Türkiye'de de bir efkâr-ı umumiye enstitüsü kurulacağını öğrenince her hürriyeti seven, halkın fikrine kıymet veren Türk gibi sevindim. Ama ne yalan söyleyeyim, Edirne'nin her peynir fabrikasında nasıl aynı lezzette kaşkaval peyniri yapılamıyorsa, Amerika'daki halkı yoklama enstitülerinin hapsinden de müsbet netice alınamıyor. Hatta öyle sanıyorum ki son zamanlarda hemen hepsinin görüşü fiyasko ile neticeleniyor. Bu neden [...]

Köksüzlük

-Efendim, Türk müziği dediğiniz şeyin tekniği Bizansın malıdır, bizim değildir.-Peki, ya alafranga dediğiniz müziğin tekniği büyük babanızdan mı miras kalmıştır? -Bizim musikimiz hazin hazin inleyen, ağlıyan musikidir.-Ya garbın ki kahkaha mı attırır? *** -Bacaklarını yanındaki ihtiyarın burnuna doğru uzatma yavrum, edep diye bir şey vardır.-Ayaklarımın hürriyet ve rahatını bozmak mecburiyetinde değilim; geçti o devirler. *** -Dur [...]

Bozuk türküler

Dün Müzeyyen Senar tarafından okunmuş bir türkünün son iki mısralık nakaratını dinlerken “Ööö!...” dememek için kendimi zor tuttum. “Lofçanın hanına vardıkVeresiye rakı şarap aldıkSalla da fistanı” Halk türküsü adı altında neşredilen bu zırıltı, bir memleket havasının büzülüp azmanlaştırılmış şeklinden ibarettir. Azman! Bunun hangi çeşidi güzel ki… Heybetli bir köy tavuğunu ispenç cinsi ile karıştırıp azmanlaştıran, [...]

Tramvay safası!

Geceleri son tramvaya veya ondan bir evvelkine atlayıp Güzelyalı'ya döndüğünüz olmuşsa komik biletçiler, kalabalık ve sıkışığa rağmen yolu hafifletmeğe çalışan babacan insanlara rastladığınız olmuştur. Ama bazen acı manzaralar karşısında kalınca da bindiğinize, bineceğinize pişman olasınız gelir. İşte dün gece, beni, değil tramvaya binmiş bir yolcu, fakat adam olmaktan utandıran gece oldu. On Dört Mayıs durağına [...]

Beklemek…

Dün, sıcaktan daha koyu bir dostumu, muayyen randevu saatinde bekledim, fakat gelmedi. Ayrılırken, içinde yüzdüğüm hisleri olsun şu kâğıda karalayıp günlük fıkramı çıkarayım dedim. Bahsettiğim hisler, beklemekle alâkalıdır ve beklediğim sıralarda duyduğum hislerdir. Düşünün, sevilen bir arkadaşı, gelişini dört gözle umduğunuz ve saadetini yaşamaya başladığımız bir dost veya sevileni beklemek ne güzel şeydir. O geç [...]

Faruk-ul evvel

Son Mısır Kralı Faruk kendi vatanından kovulurken fellahçocuklarının yaptığı meserret şamatalarına dikkat ediyor musunuz? Hatıralarınızı şöyle bir yoklarsanız bir şeyi daha bütün canlılığı ile yadınıza getirmeniz mümkün olacaktır sanırım. Altı ay evveldi; Kahire semalarına ışıkla şu yazı hâkkedenler yine aynı halktı: “Allah, Faruk, Mısır” Dünyaya nasıl bir saadet veya ukubet getireceği henüz malum olmayan bu [...]

İnce…

Dün büyük bir telâş içinde maliye dairesine gitmek üzere ikinci beyler sokağına girmiştim ki sıcak şakaklarımdan, sade şakaklarımdan mı ya, her yanımdan ter damlalarını döktürüyor; gözüm adeta önümü zor görüyordu.Fakat bir aralık bakışlarıma ince ve çıtır pıtır bir genç kız ilişti. Yakası kapalı, çağla yeşili entariye yaslanmış bir çift beyaz kol, güneşe mukavemet yarışını kazanmış [...]