Devlet tiyatrosu giderken

Devlet tiyatrosu sanatkârları, şehrimizdeki temsillerini beklenilen ve umulan başarısı ile sona erdirmiş ve yol hazırlıklarını yapmağa başlamışlardır. Beklenilen başarı dedim; benim gibi en taze hocalık ve asistanlık yıllarını konservatuvarın ilk mezunları arasında geçiren ve onların sahne dillerinin tekâmülünde karınca kararınca emeği geçmiş bulunan bir kimse için bu zaten malûmdu. Hoş zaten artık memleket de iyice [...]

Faydasız işler

Amerika'nın bilmem hangi eyaletinde çok zengin bir zat, her halde siz de gazetelerde okudunuz, kendisine cenaze alayı tertip edip mutantan tatbikata girişmiş, gülünç mü tuhaf mı acı mı buldunuz bilmem ama, ben sadece faydasız buldum. Bu faydasızlık adamın zengin bir tören yapmasını tenkit edişimden gelmiyor. Keyif bu ya, kimisi böyle âlâ vâlâ ile toprağa girmek [...]

Kasabalı Mehmet

İzmir'in pek yakından, fakat ne yazık ki içkili gazinolarda ud icra eden bir çalgıcı olarak tanıdığı Kasabalı'yı geçen gün bin cefa ile yetiştirdikleri radyo sanatkârları arasında bir kere daha fedakarlık heykeli gibi yükselmiş buldum. Şu bizim fakir kurulup fakirane devam eden radyomuzun ilk çalışma günlerinde onu bir kışlık gazinoda keşfetmiş olmanın hazzını ömrüm oldukça unutmayacağım. [...]

Gölge satan belediye

Ege şehirlerinden birinde geçen günler içinde cereyan eden bir hadise belki birçoklarınızın dikkatinden kaçmıştır. O şehrin belediyesi (Denizli olacak) bir çınarın gölgeliğini kiraya vermiş. Çınarın gölgesi müsakkaf (tavanı örtük) mı sayılır, milli korunma kanununun şümulüne girer mi? Yoksa artırma eksiltmeye mi tabi olarak kiralanmış bilmiyorum ama, işin mana tarafı oldukça ağır basıcıdır. Bir zamanlar dünya [...]

Bir boykotun düşündürdüğü

Yüksek Ticaret okulundaki hadise üzerinde tek taraflı duracaklar için, bir yüzü daima karanlık kalmaya mahkumdur. Biliyorsunuz, seksen kadar öğrenci öğretmenlerini haksız buluyorlar. Hatta yarısından fazlası da imtihanlara girmemiş. Yazılı olduğunu tahmin ettiğim istatistik imtihanına girmeyerek toptan girişilen boykot hareketini herkes gibi, hele eski bir öğretmen olan bu satırların sahibi de iyi ve makul bir jest [...]

Türkçe’de başıbozukluk

Bir de dilimiz neden inkişaf etmez diye üzülür, hatta kalem adamlarımızı kınarız, yüksek bir üslûp yaratamadıkları için. Geçenlerde İstanbul'da çıkan haftalık bir dergide, okuyucuların sorularına cevap veren bir kalem kırıntısı, bir yerde, diyor ki: “Faruk Nafiz'in bütün meziyeti, dilimizi alıştığımız gibi, her gün konuştuğumuz gibi kullanmasıdır.” Saçmalığı, ilk kelimesinden akan bu perişan görüş, münferit bir [...]

Ya bizim Beethoven’imiz?

Türkiye radyoları on beş gün öncesinden başlıyan haklı ve yerinde bir vefa ile dünya musikisinin en büyük evlâdı Ludwig van Beethoven’i anmaktadır. Küçük yaşta musikiye karşı duyduğu iptilâ ve ateşi Viyana’da söndüren, orada Haydn, Mozart gibi kıymetlerle tanışan Beethoven’i anmak bakın kaç sebepten lâzımdır. Lâzımdır; çünkü bu dâhi adam, cihan musikisine, başta dokuzuncu senfoni olmak [...]

Fikir

Bilmem dikkat ediyor musunuz? Baskı bakımından önde giden bazı yeni gazeteler, zaten çorak olan fikir tarlamızı büsbütün kuruttu. Güzel kalmanın yollarından güya ilmî olarak bahseden, gerçekte teşhiri ayıp sayılacak duygularımızı gıcıklamak hedefini güden yazılar ve çıplak resimlere gazetenin hemen yarı hacmi ayrılıyor. Hafif şakalar ve havadis için bir sahife; yazısız roman; bütün bir arka yaprağı [...]

İki dinin öpüşmesi

Dünya Ortodokslarının şarktaki en büyük mümessili Athenagoras cenaplarının Cumhurbaşkanımızın yanında çıkan resmini gazetelerde gördünüz mü? Demokrat bir memlekette her vatandaş köşke girer, Cumhurbaşkanı ile görüşür ve poz poz resim çektirebilir; bu, bir mesele değildir. Resmin bence asıl ehemmiyetli tarafı, Hıristiyan dininin büyük “ulu” su ile, Diyanet işleri reisimiz münevver ve muhterem Eyyüp Sabri beyin yanyana, [...]

Neden böyle mükedderiz?

Halimize uzaktan bakan kimse, elimize taşlar alıp dövünesi bir duruma geldiğimizi rahatça fark eder sanırım. Aralarında hiçbir ayrılık gözetmeden her hadise karşısında, ne de çabuk üzülüyor, olanları karamsıyor ve sümsükleşiyoruz. Birkaç kuşak ve göbek arkamızda kalan büyüklerimizin, en büyük felaketi bile kader adlı bir kuvvete yoran dayanıklı, kalender bir hali vardı. Çok şükür, maziden gelen [...]