Atatürk

Büyüklüğün,
öteki insan kardeşlerini çiğnemeyen,
onlarla birlikte aşkla, şevkle yürüyen bir fert oluşundan ileri geliyor.

R. Şardağ

“Ölüm Yılında Hâlâ Ölümsüz Adın ve Kurduğun Hür ve Demokrat TÜRKİYE Yine Bize Rehber Olmakta Devam Ediyor. Ömrüme Demeğe Dilim Varmasa Bile Eserlerine Bin Bereket Büyük Vatandaşım!..

Hatırası, eseri ve izleri hâlâ taptaze duran ölü! Yıllardır ağız tadıyla bayram etmediğimizi –ne acı!- bilmektesin. Yeri boş kalanların edebiyatını, şark insanları gazete sütunlarında her gün dinleyip durular. Bu suretle nice ömrü boş geçmişlerden mürekkep sayısız zayiat listesi tanzim etmek mümkün olabilir. Fakat senin yokluğun hangi listeye, hangi nokta, hangi kalbe, hangi günün icabı sahtekâr sözlere sığabilir? Samimiyet bile seni kucaklayabilmekten uzaktır. Hele resmî sözler; onlar kalbden gelen vatandaş ve halk muhabbeti karşısında, bütün mazbut olmak endişelerine rağmen perişandır Atatürk!

Bütün bir halka malolmak; Atatürk, büyük vatandaşım, koskoca bir kudret oluşun bundan ileri gelmiyor muydu? “Fâni Mustafa Kemaller” bunu sen söyledin. Büyüklüğün, öteki insan kardeşlerini çiğnemeyen, onlarla birlikte aşkla, şevkle yürüyen bir fert oluşundan ileri geliyor.

Bu vatanı nasıl kurtardın? “Çakmak çakmak gözlerinle, Afyon tepelerinden İzmir’e” nasıl aktın? Bu, bir büyük sevdanın, büyük idealizmin, büyük müptelâların hikâyesi olsa gerek.

Senin gibi, tarih içinde, öteki benzerlerin, öteki kardeşlerin de hep böyle insanlığı ve yaralı vatanları yürek dolusu kucaklayarak sefer sefer yürüdüler. Ve nice haklarından olmuşlara, mahrumlara varlıklarını deva olarak sundular. Sen de onlar gibi insan oğlundan, cemiyetten ve hakikatten kopmadan, solukların mahzun vatandaşlarının soluklarıyla karışa karışa dağ başlarını duman tuttuğu gün büyük romanına başladın!

Bir gün kendin anlatıyordun, Ankara Halkevi’ndeydin; eski Başvekil, uktedir, temiz iş ve gönül arkadaşın Celâl Bayar’ın omuzuna vurmuştun: “Güneş ufuktan şimdi doğar” İşte Celâl bey hep bu ümitle yürüdüm. Birgün ufukta güneş doğacak, büyük çilemiz sona erecekti. Celâl bey bak gençler ne diyor: Bu gök, deniz nerede var?”   

Büyük vatanseverim! Dünyamız ve cemiyetimiz senden sonra çok acı günler yaşadı. İçinde milyonların kardeş halinde barınmasını istediğin bu dünya az kalsın, bir kara kuvvetler hayatiyetine, bir fikir irticama, hürriyet düşmanı, yobazların kanlı oyunlarına kurban gidiyordu. Bir gün Romanya başvekiline, Titülesko’ya şunları söyledin: “Dünya bir vücut, milletler onun âzası, parmağın sızısı bütün vücuda, sirayet eder.”

Ama yine de ümitliyiz. Dünyamızın hür, adil ve müsavi insanların dünyasına döneceğine yine de imanlıyız. Cemiyetimiz de yaralandı. Büyük ve anî hamlelerle ve inkılâpçı bir cüretle dertlere zamanında deva bulan ellerin bizi bıraktığı günden beri çevremizde bir hayli gönül inciten şeyler oldu. Ama yine de ümitliyiz, ölüm yılında hâlâ ölümsüz adın ve kurduğun hür ve demokrat Türkiye yine bize rehber olmakta devam ediyor. Ömrüne demeğe dilimiz varmasa bile, eserlerine bin bereket vatandaşım!

“Kılıç ve sapan: Bunlardan birincisi daima ikincisine mağlûp olacaktır.” Kılıcı değil, sopayı bile kullanırken rezil eden nice harpseverlere rağmen haklı bir zaferle bitirdiğin bir harbin ferdasında söylediğin bu sözü nasıl unutabiliriz? Senin zamanında konulan bütün nizamlayıcı tedbirler muvakkati Ama hürriyetten nişan veren her söz kalbinden geliyor, müthiş bir kahraman tanındığın günlerde vücuda gelen büyük Anayasa asıl hedefin ve imanın oluyordu.

Bir gün Cebeci Boşnaklar kahvesinde iki rençper, senin duvarda duran şu üniformalı resmine baktılar. Ölümünün üzerinden henüz bir hafta geçmişti. Biri ekmek çıkınını açarken ötekine gösterdi: “Görüyon mu Ahmet! Hey koca arslan!” Öbürünü görmeliydin! Kalın kirpiklerinden kaldırdığı elini boğazına götürerek: “Aha kardaş, dedi. O gün nah şuradan, boğazımdan bir lokma ekmek geçmedi” ve sonra ağladı.

Sen sağ iken de bu rençber Ahmet seni böyle severdi. Ölümün, büyük bir halkseverin yokluğunu rençber Ahmet’lerin su katılmamış namuslu kalbinde müebbed kılacaktır!

Senin, hakkında gösterilen sevginin fazlasından rahatsızlık duymana elbet imkân yok. Sevginin yalan olanı ancak kalbi ağrıtır. Böyle de olsa bırak, zorbaların, hürriyet düşmanlarının muhabbetnameleri de, ikrarlar da devam etsin; bir gün belki onlar da doğru yolun istikametini tutacaktır.

Çok büyüktün Atatürk, bugün zor idarelerin ağzı açık hayranları bile seni sevdiklerini bağırmada, resmî afişlerle ilân etmedeler. Bunlar halka sinmiş olan sevgin karşısında küçük şeyler, geçelim..

Şimdi bir türkü, çocukluk günlerimi dolduran bir türkü hatıramda kımıldıyor, bu türküyü sana söylemiştik: “O sevimli yüzün asla solmasın!”

İnsan, hatıraların aziz ettiği bir mahlûk: bu türkü ağlatır insanı ATATÜRK !  

Şardağ, R. (10 Kasım 1945). Atatürk. Tan Fikir ve Sanat, s. 3. 

Atatürk” için bir yorum

Can için bir cevap yazın Cevabı iptal et