Demirel, af ve Özal

Partilerden ve taraflardan birine bağımlılığınız yoksa konuya daha esnek girebilirsiniz. Son ara seçimlerde, eli, kolu bağlı ve yasaklı Demirel’in, birden bire Özal’ın karşısına dikiliverişinin ve ANAP’ın millet oylarının yüzde yetmişini karşısına alışının nedenleri üzerinde iyice durmalı, gerçekleri tartıdan, süzgüden geçirmeliyiz.

Sayın Demirel’i, Sayın Özal, kendine özgü hesaplar ve duygularla yasaklardan sıyırmak istemiyor. Milletimizin affa değgin mizacını iyi bilen Cumhurbaşkanımız Sayın Kenan Evren’in, Demirel ve Ecevit’le ilgili yasakları kaldıracak Meclis kararını, güven oylamasına asla götürmeyeceğini söylemesi de Sayın Özal’ı etkilemedi. Uzun süre orduya ve devlet başkanımıza bağlamak istediği bu konuda top kendisine geri çevirilince eski tekerlemesine yenisini ekledi:

“Affı çıkarmayacağız.”

Yasayı koyan “kaldıralım” diyor, yasakla ilgisiz olması gereken kişi, “yasağı sürdürelim” diyorsa bunda siyasal bir çıkar güdüldüğü ortaya çıkmaz mı?

“Affı ancak 1988 seçiminden sonra çıkarırız.”
“Uslu dururlarsa affı, daha erken bir tarihe alabiliriz.”
“Biz affı çıkarsak bile ordu ne der?”

“Affı Meclis’ten geçirebiliriz, ama önce Cumhurbaşkanımızın referanduma gidip gitmeyeceği hususunu öğrenmek gerek.”

Yeni seçimlere bir yıl kalmış, Başbakan bu tür konuşmalarını hâlâ sürdürüyor. Cumhurbaşkanımızla olan izlenimlerine dayanarak Meclis Başkanımız, affın yakın sürede çıkabileceğine işaret ettiği, Şardağ, Sayın Evren’le yaptığı olumlu konuşmanın izlenimini Meclis’te ve basında yansıttığı halde Özal, hâlâ affa yanaşmıyorsa ben onun bu hesabını da kınamam.

İnsanların ruhsal yapılarındaki hamura, başkalarının biçim vermelerine olanak var mı?

Başbakan, hesap yapıyor olmalı:
“Seçimlere Demirel’siz girmenin avantajı, büyük. Her türlü insancıl görüşleri bir tarafa itmeli, 1988 seçimlerini az ya da çok farkla kazandıktan sonra affı bir lütuf, bir âtıfet olarak sunmalıyım.”

Türkiye’de parti liderlerinin hesaba katmayı kabullenemedikleri bir oy potansiyeli var. Onu da partilere kayıtlı olanlar değil, partilere kayıtsız olanlar oluşturuyor.

“ANAP’a ya da falan partiye şu kadar adam yazıldı.”

İyi ama efendim, sizi iktidara getirecek, ya da güçlendirecek oylar, partilere yazılmayanların cebinde. Sayın Özal’ın içine düştüğü yanıltılı hesap, işte bu noktadan geriye tepecek.

Demirel’i yasaklarla bağlı tutmaya en yeni bir kanıt: Meclis adresimize postalananlardan birini açıyoruz, dostumuz ve sütun arkadaşımız Hasan Pulur’un, Demirel’i eleştiren bir yazısını ANAP örgütü çoğaltmış, ANAP propaganda merkezinin de damgası vurulmuş, dağıtılıyor.

“Peki, rakibini vurmak için Özal’ın kullandığı yöntemleri siz mi seçeceksiniz, o mu?”

Bu görüşte de haksızlık bulmam. Ne var ki, siyasal tarafsızlığımı koruyan, ama tarafsızlığın, “fikirsizlik” anlamına gelmediğini de bilenlerdenseniz. Sayın Başbakan’ın yanında olmadığımız gibi ille de ve her şeyde karşısında değiliz. Kendimizce daha doğru olan yöntemi söylemekle, Hakk’ın emrinde oluşumuzu da kanıtlamak istiyoruz.

Deriz ki: “Sayın Turgut Özal, büyük seçimlerden hemen sonra sayın Cumhurbaşkanımıza gidip olurunu alsa, Meclis’e gelseydi, demokrasinin, içe ve dışa karşı tek eksiği olan yasakları el birliği ile kaldıralım, oy birliği ile karar alalım” diyerek affı çıkarsaydı, hatta Sayın Demirel’in evine gidip onu bir de kutlasaydı, affı, hem dinimizin, hem geleneklerimizin bir gereği sayan halkımızın gözünde düşer miydi, yücelir miydi? Ama efendim, yücelerde uçmanın güzelliği nerede, aşağılarda kanat çırpmanın hafifliği nerede?

Sayın Özal, açık da veriyor, sık sık: Demirel’den korkmuyorum!”

Ben bu sözü beş kez okudum, en az. Gerçekten korkusuzluğun işareti mi bu? Avusturyalı ruh ve bilinçaltı ustası Freud’un “korkusuz görünenler” konusunda verdiği yirmiyi aşkın örnek içinde, siyaset adamlarının alabileceği çok ders var.

Bir, ara seçim olmuş, iktidarın oyları yüzde otuz ikiye düşmüştür ve yasaklı  Demirel’in halk gözünde “mağdur” partisi, Özal’ın kalelerini yıkmıştır. Türk milleti, dışarıdan yeni lider ithal etmeyeceğine göre ve yansız vatandaşların yoksulları, Demirel zamanında çöp bidonlarından artık yemediklerini ilk plana alarak, 1988 seçimlerinde öyle sanıyorum ki, Demirel’i umulandan da büyük bir hizaya çıkaracaktır. O zaman, geceleyin mezarlık önünden geçen çocuğun, bağırarak şarkı söylemesi gibi havada bir ses, tatlı anı olarak yankılanacak:

Demirel’den korkmuyorum!…”


Şardağ, R. (1987, Ocak 26). Demirel, af ve Özal. Güneş, s. 4. 


Güneş Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin yazımını gerçekleştiren Demet Cevher‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın