Vay seni öldü sanan gafillere…

Bundan erteleyin, hep böyle gidecek. Ömür boyu bizim başlarımız, ömrümüzün sonunda da bizden sonrakilerin başları, her Kasım’ın onunda, böylesi bir mahzunlukla bükülecek. 

Fâni Mustafa Kemal‘i mavera yolculuğuna çıkardığımız gün, kundağındaki çocukla bir olmuş Türk, tesiri aynı bir öksüzlükte perişandılar. Yüz yıllar çünkü onu bir daha uykusundan uyandıramayacaktı. 

Bayram seyran derken işte böyle yanacağımız günün de çabucak gelişi boşuna mıdır? O hürlük bayramı türkülerinin son kımıldanışları henüz dudakta titrerken, henüz 29 Ekim’le edindiğimiz kucak dolusu bahtiyarlık bizi sarmalamışken, peşinsıra ölüm gününe ulaşmamız bir işaret olmalıdır: “Bu bayram gününü gözyaşı döktüğün insana borçlusun; vefalı kalmakta devam et Türk!”

Vefa deyince hangimiz hatırlamayız; Mustafa Kemal‘in bütün hayatı Türk’e ve insanlığa sunulmuş yüce bir vefa destanından başka nedir? Irkçılık ve ümmetçi İslâmcılık bir yana, aşırı solculuk öbür yana diyen vatancı, halkçı ve insancı Atatürk‘ün bütün vefası milletine ve insanlığa idi. Dışarıda yendiği her çeşit sömürücülükle, içeride yere serdiği gerilik, Türk’ü yeniden çağdaş medeniyet dünyasına yükseltmişti. Bu yükselişimiz, onun bize en büyük yadigârıdır. 

Kılıcı en iyi kullanan büyük asker, sapanın getireceği zaferi kılıca yüz defa tercih ettiğini söylemekten de kendini alamamıştı. Sadabat paktı, Balkan antantı ve küçük antatla işbirliği gibi anlaşmalarla Mustafa Kemal ta Tahran’dan, Prag kapılarına kadar altmış milyonluk bir barış âlemine can ve ruh olmuştur. 

Onda Türk’ten ne yoktu ki… Erzurum’dan kalkıp Belgrad’ı tutmuş olanların sabır ve dayanma gücü, tarümar ettiği haksız düşmanına dost eli uzattıracak bağışlayıcılık, bir tek kurşun atmadan Millî Misak’ın dışında kalan bir kısım bölgeyi sınırlarımıza sokacak bir uyanıklık ve zekâ, takat üstü bir gayret, milletine karşı sevgiyi geride koyan bir vefa…

Fakat ya o, “Fani Mustafa Kemal” deyişi… Evet, ruh yapısı mütevazı olan Türk’ün bu en büyük vasfı da onda değil miydi?

Baksana Atatürk‘üm! Her 10 Kasım’da hasretinle yanmadan, her Allah’ın günü seni anmadan edemiyoruz. Ey bizi sağlı sollu aşırıya götüren fikirlerin çarpıp dağıldığı ebedi dalgakıran! Ey hâlâ gözümüze renk, sesimize halâvet, ülkemize rahmet olan Atatürk

Vay, seni öldü sanan gafillere!…


Şardağ, R. (1952, Kasım 10). Günübirlik / Vay seni öldü sanan gafillere. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın