
Bilmiyorum, Mısır, Suriye hatta Suudi Arabistan televizyonları, Körfez Savaşı haberlerine, önce Bush görüntüsü ile mi giriyor? Savaş başlayalı bizim televizyonda, bu haberlerden önce Amerika Cumhurbaşkanı boy göstermede. Yakın zamanlara kadar Sayın Özal’dı başgörünücü; şimdi Bush.
Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız, zaman zaman da ANAP grup başkan vekillerinden bazıları, işin başından beri dudaklarının yarı kapalı bükülüşü içinde söylüyorlar: “Irak bize saldırmadıkça savaşa girmeyiz.”
Düşünce doğru, Türk ulusunun istediği de bu! Atatürk’ün en büyük ilkesi de vatan savunması zorunluluğunda savaş; aksi halde yürekten barış sevgisi değil mi? Irak’ın niçin Kuveyt’e saldırdığının tartışmalarına girmek istemiyorum. Bir üyesi olduğumuz Birleşmiş Milletler’in ambargo kararına katılmamız da dosdoğru bir davranış.
ÖYLEYSE
Hükümet, “Bize saldırı olmadıkça savaşmayacağız.” diyor. İlk günlerde savaş öncüsü bir görünüm içinde bulunan Özal, savaşı önce üç günde, sonra üç ayda bitirmeyi kestirirken savaşa girmenin heveslisi sanısını uyandıran peş peşe konuşmalar yaptı. Yaratılan savaşçı görüntü ve mizansenler, halkımızda “Savaşa talibiz” gibi bir hava yansıtıyor. NATO anlaşması, savunmaya dayalı olduğu halde üslerimizden kalkan Amerikan ve NATO bombardıman uçakları, Irak’ı bombalıyor, kuş misali geri dönüp sınırlarımıza konuyor. Bütün bunlar, takınılan tavırlar, savaşta saldırılarda ölmenin, artık insanlığın yüz karası sayıldığı bir ortamda yaşamak. Bu nedenlerle, deneyimli devlet adamı Demirel ve gereksiz savaş tahrikçiliğine karşı çıkan Erdal İnönü anlaşılamıyor. Sayın Özal da Demirel’i, doğru yola sonradan gelmiş olmakla, Erdal İnönü’yü ise “tarihe havale” etmekle haklı olmayan bir yorum içine giriyor.
İŞİN İÇİNDE ALLAH KONUSU DA GİRİNCE
Savaşın, deşilmesi gereken bir yanı da bu! İslâm memleketleri arasındaki, Hıristiyan milletlerinin de katıldığı bu savaş, Kuran’a göre haklı mıdır? Irak’ın, biraz geç aklına gelmiş olsa bile Filistinlileri İsrail ezer ve Hıristiyan dünyası desteklerken cihat çağrısı yapması, ne dereceye kadar kutsal kitabımıza, hatta İncil ve Tevrat’a sığar? Kutsal kitaplarda nasıl bir yanıt bulur? Bu konu derindir, düşündürücüdür. Allah nasip ederse, Ramazan ayındaki köşemizde işleyeceğiz. Bir soru: “Eğer Kuveyt’i ele geçiren Irak değil de Suudi Arabistan olsaydı Amerika bu duyarlılığı gösterebilecek miydi?” Ellerinizi vicdanlarınıza koyarak bu nokta üzerinde de düşüneceğinizi umarım.
Irak’ı ezdikten sonra Kuveyt ve Suudi Arabistan’ı da ele geçirmek durumundaki Humeyni’nin (İranlılar Radiyallahüanh-Allah ondan razı olsun diyor) ezilmesi için Saddam’ı en öldürücü silahlara boğanların, şimdi petrol onun eline geçti diye mi insanlığı ateşe verdikleri ya da Saddam’ın saldırganlığına insanlık dersi vermek için mi Körfez’e doluştukları yine ayrı bir soru!
Uluslararası hırsız şebekesinin ele başısı olan eski Vietnam kralının çağrısı üzerine bu ülkenin halkı ile savaşa girerken de Amerika’nın amacı, insanlık, kardeşlik ve barış yıldızlarıyla süslüydü.
YA TÜRKİYE YALNIZ KALIRSA
Evet, Suriye, Irak’a karşı savaşa girmiş, ama “Ben Irak askeri ile kara savaşı yapamam” diyor. Libya bize homurdanıyor. Mısır, “Türkiye, Irak konusunda kolları sıvamasın ha!” diyor. Batı ajansları ve gazeteleri, Sayın Cumhurbaşkanımızı küçültücü yayın yapıyor. Arap Müslüman kardeşlerimiz bir Kürt devletine yanaşarak Müslüman Türkleri kışkırtıyor. Araplar üzerinde Türk milleti yüzyıllardır sevgi yumağı doladı durdu. Sevgili Muhammed’in ilk halifesi yaşlıydı; eceliyle öldü. Halife Ömer’i kim öldürdü? Kuran okurken Hz. Osman’ı kim şehit etti? Hz. Ali’yi, sabah namazına giderken zehirli kılıçla biz mi öldürdük? Hz. Hasan’ı biz mi zehirledik? Kûfelilerin çağrıları ve “Halife ol” mektuplarıyla yola çıkan, peygamberimizin gözünün nuru Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da “Bırakın gideyim, her şeyden uzak, Allah’la can cana kalayım” yalvarışlarını dinlemeyen, kafasını gövdesinden ayıran ve Şam’daki içki masasına, bir tepsi içinde götüren kim?
Biz, bu geçmiş acıları deşmek istemiyoruz, ama İslâm-Türk milletinin bütün padişahları, sadr-ı azamları tüm şairleri, yüzyıllar boyunca bu yüce halifelerin ölümlerine yanmış, ağıtlar yakmıştır.
Bu konular da derindir, düşündürücüdür.
İsrailliler için, Kuran’da, Allah’ımız “Ey İsrailoğulları! Sizi dünyalara üstün tuttum” derken niçin başka âyetlerde, başka koşullarda onları utandırıcı seslenişte bulunmuştur?.. Ve hepsinden önemlisi, Hz. Muhammed’e seslenen Allahımız, “Ey inananlar! Aranızda, dininden kim dönerse bilsin ki Allah, sevdiği ve onların da O’nu sevdiği ve inananlara karşı alçak gönüllü, Allah yolunda savaşan, yerenin, yermesinden korkmayan bir başka millet getirir.” buyurmuştur. (Mâide Sûresi, Âyet 54). Bu milletin, Türkler olduğunu Vâni Mehmet Efendi’ye gelene kadar (Arap-İslâm milletlerine sevgilerinden) Türkler saklayıp durdular. Bu konular da, Ramazan boyunca inşallah işlenecek.
Şimdilik dileğimiz şu: Allah, başta Saddam olmak üzere yanlışlık yapanları uyarsın. Amerika’yı İslâm’ın bir bölümü ezilirken, bir bölümüne sahip çıkar rolünden ayırsın! Körfez Savaşını milletimin ve İslâm’ın burnunu kanatmadan ve daha fazla İslâm kanı akmadan sona erdirsin.
