
Kardeş Türk cumhuriyetleri, en büyük bayramımızda bizimle kenetlendi. Asıl ana vatanımız olan Asya’dan konuk geldiler nankörlerin bir türlü içine sindiremedikleri cumhuriyet rejimimizin güzelliğini, kendi özgür cumhuriyetleriyle birleştirip bizimle kenetlendiler. Tarihin bilinen ve okunan yıllarından beri Türk’e ve İslâm’a düşmanlıkları belgelenmiş bir dünyaya karşı ne büyük onur bu! Köşk’teki bildiriye, bazılarının tedirginliğini kendi yanlışımıza bağlamayı daha uygun bulurum.
EKSİĞİMİZ NE?
Bir yüzyıla merdiven dayadıktan sonra yıkılan Bolşevizm, onların her şeylerini almış, sömürmüş. Fakat din ve milliyetlerinin kılına dokunmamış. Biz, hem Osmanlılar, hem Cumhuriyet döneminde özgür yaşamışız. Bayrak başılığını Mustafa Kemal’in yaptığı bir kükreyişle yedi düveli yurttan kovarken onlara umut olmuşuz. Şimdi onlar da özgürler. Hepsiyle aramızda ufak da olsa dil ayrımlarımız var. Onlara, Farsça’nın, Rusça’nın sözcükleri, dil bilgisi kuralları da biraz girmiş. Yetmiş yıldan beri Rusların Kiril alfabelerini kullanıyorlar. Bizden sevgi, kültür ve dil bağlanımını bekliyorlar. Bizse yetmiş yıla yakın bir zamandır vatanımızda salt Türkiye edebiyatı okutmuşuz. Türk edebiyatı okutmak aklımızın ucundan geçmemiş. Başbakanımız Azerbaycan’da bir Azeri dörtlüğü okuduğu gün, televizyonlarının başında olanlar, görmediler mi o coşkuyu, atılan çığlıkları? Kuşku yok ki onların ekonomik kalkınmalarına da destek vermemiz gerekiyordu. Atatürk’ün, “Yabancı topraklarda gözümüz yoktur” deyişine, “o topraklar yabancı ise”yi ekleyemedik. Ya, “Buyurun Orta Asya’da at koşturalım”ın, ham hayalini işledik, ya da Irak, Balkanlar ve Rusya’daki Türklerle olan kültür kardeşliğimizi unuttuk. Ama onlar feryat ediyorlardı:
“Seher olanda seni düşünürem Türkiyem!
Bayrağın görmez isem vah ölirem Türkiyem.”
Onlar, Bolşeviklerle boğuşurken bu Türk kardeşlerimizin esin kaynağını yine bir Azeri bestesinde bulmuştuk.
“Çırpınaydın Karadeniz,
Bakıp Türk’ün bayrağına.
Ah bir kere varabilsem;
Düşebilsem ayağına.”
BİZİM ACELECİLİĞİMİZ
Özgürlüğüne kavuşan kardeş Türklerle ilk alışverişimizin, dil, kültür, sanat ve bilimsel uzmanların öncülüğünde olması gerekirdi. Milletvekillerimiz, Bankalar ve onların eşliğinde gazetecilerimizin yolculuğu bunu sağlayabildi mi? Kültür Bakanı’nın; bakanlığında Kiril alfabesini öğretmeye dönük çalışmaları yeter mi? Türk hükümetinin dikkatini ilk ağızda manevi konular çekmeli, onu da işadamlarımızın yatırım yapma girişimleri izlemeliydi?
BİLİYOR MUYDUNUZ?
Bolşevikler; başta Türkmenler olmak üzere Asyalı Türk kardeşlerimizden, en değerli, benzersiz sanat hazineleri kaçırdılar. Altın ve gümüş üzerinde gezinmiş dâhi parmakların şaheserleri onlarda. Gelip geçmiş Türk araştırmacılarının bilemediği, ya da bazı tarihsel kaynakların işaret ettiği tek nüsha yazma eserler onlarda. Biliyorsunuz, İncil, Hz. İsa’nın cansız bedeninin, çarmıha gerilmesinden üç yüz oniki yıl sonra yazıldı. İslam Peygamberi hayattayken Hz. Osman tarafından yazılmış olan Kur’ân, Türkmen’lerden gaspedilerek Bolşeviklerin eline geçmişti. Bizi, kardeşlerimizle ilk ağızda birbirimize bağlaması gereken bu kültür, sevgi, dil, sanat yakınlaşmaları aksatılarak yıldırım hızıyla Türk işadamlarının yatırımları, petrol davası gibi maddi girişimler abartılı ve ivedili olarak ön plana çıktı.
SEVGİLİ BARIŞ MANÇO
Türkiye atlısı olmaktan ayrı olarak dünya tatlısı olmaya da yönelmiş olan sanatçımız, televizyonda, Türkmen yemeklerini tanıtıyor. Mantı için, “Bizim milli yemeğimiz” diyen Türkmenlere, “Ooo! O bizim yemeğimiz, Türkiye’den de Avrupa’ya yayıldı” diyebiliyor. Kendisinin ve hepimizin Asya’dan sonra ilk vatanımızın o topraklar olduğunu unutuyor.
Bunlar, en duyarlıklı oldukları bir zamanda kardeşlerimizin gönüllerinde incecik çizgiler çizmez mi?
Evet önce sevgi alışverişi… sanırım bizden, yatırımlardan önce bekledikleri sevgi! İşadamlarımızın, odalarımız temsilcilerinin bazı yatırımcıların “Rabbenâ hep bana”cı görüşü, Türk ellerinde, aman kuşku yaratmasın. Köşk sorumlusu olan zâtın, o Türk ellerinin de yöneticisiymiş gibi, kardeş devlet başkanlarını sıkıştırır pozlar içinde olmaması gerekir. “Fırsat bu fırsat”çılıktan silkinmeliyiz. Elimde, Türk Hava Yolları’nın dergisi… “Türk şirketleri İpek Yolu’nda” başlıklı yazıyı okuyalım: Eski Hazine Müsteşarı yazmış: “Türkiye için bundan iyi fırsat olamaz. İki yüz milyonluk pazar burası!”
Sayın Yavuz Canevi, bilmiyorum, neden şu cümleyi de eklememiş:
“Buyurun soyguna!”
Lütfen mangır ilişkilerinden önce sevgi ilişkileri..
Şardağ, R. (1992, Kasım 5). Kardeş Türk Cumhuriyetlerine Karşı Eksiğimiz. Milliyet, s. 17.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

