
Özel televizyonlarımızın, eğlence dünyasında deprem yarattıklarını gizleyemem. Bu arada kullandıkları, “müzik” – “musiki” türlerinin niteliğinde de değerden, çaptan düşmelerine tanık oluyoruz ki bu konuda biraz dertleşelim istedim.
Musiki, insanın, büyüleyici parmaklarıyla -söz gelimi- Altamira mağaralarına kazdığı plastik sanatlardan daha önceki bir güzellik türü. Güzele ulaşma, güzeli sevme duygusu Adem babamızla, Havva anamızdan başlar.
Bizim musikimiz de bütün dünyada olduğu gibi sesle başladı, ama eksikli ve bilgisiz görüşlere bakmayın siz; Orta Asya, Avrupa, Hind, Afrika, Horasan dolaylarından da kattığı sazlarla çalgısal musikiye engin zenginlikler kattı. 18. yüzyılda kullanılan çalgıların sayısı yüzü geçer. Yaşlı ve yorgun belleğime karşın tutabildiğim bazı saz adları: Rebab, nay, musikar, karadüzen, kırk telli sazdan oluşan hünekar, çöğür, kara zurna, nefir, kaba düdük, çığırma, Macar düdüğü, ağız tamburası, acemi ve asafizurna gibi yüze yakın saz.
Özel televizyonların çabaları bu sazları bulmaya, anlatmaya da uzanmalı.
NE TÜR MÜZİK
Televizyonlarımızda, bizi bizden koparıp alan bir Chopen, Asyalı ruhumuza da bir şeyler bırakan, Rimski Korsakof, musikide düzeni getirmiş Debussy yok. Neden? “Eğlence müziği” gerek televizyonlarımıza, Adına “Türk müziği” denilen programlar içinde “Türk”üne de, Türkçesine de rastlamadığımız sözü yoz, sesi hastalıklı, ezik, aygın baygın, ya da nazik organlarını zorlayarak bangırdamaya çalışan sesler. Bir Serap Mutlu, Meral Uğurlu, Dr. Alaaddin Yavaşça, Nesrin Sipahi, Yaşar Özel, Alaaddin Şensoy daha birçok değerlerimiz yok.
Neden mi? ben yanıtlayayım. Özel, hatta onlara özenen resmi televizyonlarımız adına:
“Ama Şardağ, bu hanımlar, hassas bölgelerini koruma altında tutuyorlar. Yavşamıyor, gevşemiyorlar.”
“Ya erkekler?”
“Onların da artık kalçalarıyla, omuzlarıyla fıkırdamaları, kıkırdamaları gerek”.
“Ama Muazzez Abacı’yı, Bülent Ersoy’u da ekranlara çıkarıyoruz ya!”
Her ikisi de ses aygıtlarının Türkiye’de en rahat kullanan, diksiyonları tertemiz kişiler. Bunlar, oktavlar arasında zorlanmadan kıvamı bozmadan, perendeler atıyor. Muazzez Abacı baş pehlivan! Yazık ki o da Kibariye ve Hüner Coşkuner’le eşleştirilmek isteniyor, ortaklaşa şarkılarda.
YA ÖTEKİ TÜRLER
“Hafif müzik”, “Pop müziği”, “Dans müziği”, “Arabesk müziği”, gibi sayısız türler.. Vokalistlerin ellerine birkaç batı sazı verin. Bir de adını hiç kimsenin duymadığı çoluk çocuğu, hazırlanmış topluluklar karşısına çıkarın. Sözleri laf ola, melodisi uyduruk, usûlleri, Türk müziğinin, semai, sofyan nim sofyan, ya da düyek usûllerinden aparılma mırıltı ya da haykırışları sıralayın.. Müzik mi bu? Eğlence müziği.
Peki güzelleri yok mu bunların?
Türk müziğini yuttuktan, ruhunda erittikten sonra batı müziğinde yekta kişilerle çalışıp ortaya atılan Sezen Aksu için gıkı çıkan var mı?
Alın size bir ekol!
Unuttuğumuz Tanju Okan, romantizmini ruhunda ve ses tellerinde eritmiş bir Alpay.. İşte size özlenen türde bir musiki kibarlığını ses ve melodilerine yansımış Erol Evgin.. Haykırışlarındaki feryada, bu feryattaki renge ad bulamayacağınız Kayahan.. Kalemi gibi duygularındaki dengesi ve nazlı melodileriyle gönüllerde yer tutmuş Zülfü Livaneli..
Ve de Atilla Özdemiroğlu: Sanırım, yarım yüzyıldır batıyı bize taşımaya çalışan ama pek de taşıyamayan anlı şanlı kompozitörlerimizden sonra doğu ve batının ortak çizgisinde bizi birleştireceğine inandığım Atilla Özdemiroğlu!
Yunus’tan aldığı esini ve özü, çok sesli dünya ile kaynaştıran son eserini rahatsızlığımdan ötürü izleyemedim. Ama zevkine inandığım sevgili Ünal Korukçu’nun bana anlatması yetti.
Sevgili özel televizyoncular! Dinleyiciyi eğlenceye boğmadaki çabalarınıza alkış! Lütfen musikinin her türünden niteliğe dönünüz ve Türk dilini sunucularınıza öğretecek kaynaklardan faydalanınız. Güzellikleri salt fizikte değil, seste ve dilde de arayınız.
Şardağ, R. (1993, Eylül 2). Biraz da Musiki. Milliyet, s. 21.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…


Bizler, ve radyolarımızda şu an halen çalan ve emekli olanlar Rüştü Şardağın kurduğu sanatçılar derneğine,ki amatör bir dernek kurulmuştu. Sınavla alınmıştık.. Rahmetli Burhanettin Ökte sanat tarihi. Rahmetli Rüştü Hocam edebiyat,rahmetli Ahmet Rasim bey klasik kemençe …..daha kimler yoktu ki….şimdiki gibi elini kolunu sallayan şef olamazdı…..prozodi diksiyon tavır nota usul dersleri görürdük…. 41 yıl Trt de görev yaptım ilk yirmi yıl. Eh,, iyi. Son yirmi yıl. Musıki bitti…..bitirdiler…..radyoya yapılan sınavların çoğu yetersiz hele son yapılanlar usulsuzdü……böylece Türk Sanat Müziği acımasızca bitirildi……çok yazık. Benim evladım radyoda 10 yıl çaldığı halde radyoya alınmadı. Çünki yandaşlar kadroları doldurdu…… daha çok konuşulacak şey var lakin ………
BeğenLiked by 1 kişi