
Oturduğum gazinonun pikabı “Geçer her gün bir şirin kız buradan” diye tutturmuş giderken, birden yine o genç kıza gözüm takıldı. O, diyorum; çünkü daha önceleri de bu güzel kızı, en fazla erkeklerin oturduğu bu kıraathanede birkaç defa görmüştüm. Hatta son görüşümde ince bedenine hiç yaraşmayan çok ciddi bir tavırla, biraz da hiddetle içeriye girmiş, iskemleleri sarsarak, yanı başımdaki masaya oturmuştu. Henüz on sekizinde zor gözüken bu kızın o gün de müstesna bir güzelliği olduğunu söylemiş, ama üzerinde daha dikkatle durmamıştım. Bugün, kapıdan girerken gözlerime, gözlerinin içiyle öyle tatlı bir gülüş uzattı ki ciddi davranmamı gerektiren bir çok sebeplere rağmen hafifçe gevşeyiverdim. Ne yalan söyleyeyim, öyle her güzelliğe ucuzundan sempati duyacak insanlardan değilim. Ama bu kızda ne var böyle? Omuzlarından beline ve belinden topuklarına kadar inen o beden asaleti, kadim asırların üslûbunu yaşatır gibiydi. Bu muhteşem çatının en tepesinde ışıldayan tozpembe yüz, ahenkli vücutla hafif tezad teşkil eden dağınık saçlar.. Sanki geçmiş yüz yıllar içinde hasreti çekilen, gönle dolup göze gözükmeyen canan buydu. Fakat? Evet, evet tamam; gözleriyle durmaksızın gözlerimi tarıyor. Sanki bir tarafım yanmış, bir yerim ezilmiş gibi. Bu temiz aşinalığın tam gözlerimle hakkını vermeğe hazırlanıyorum ki birden hiddetlenerek süratle başını çeviriyor. Tuh! “bugün apdallığım üzerimde olmalı” diyorum, beyhude alınmışım. Utancımdan etrafıma bakınıyorum. Amma tecessüs duygusundan da kurtulabilirsen kurtul. Ucun ucun gözlerim takipte. İşte yine gözleri bende. Hem de bu sefer bakışlarıyla bana adeta “gel” diyor. Utanç hissim “otur”, yükselen ateşim “kalk git” diyor. Bu defa da, ürkekliğimle alay ediyor olmalı, hafif bir kahkaha atıyor. Ne olursa olsun, masasına yaklaşıyorum. Beni başkaları gözlüyor mu diye de dört yanımı kollamadayım. Anlaşılmaz bir hazzın adeta içine düşmüşüm. Derken efendim, bu güvercin inceliğindeki şaheser kız kalkıp da, “Buyurun biraz yanıma!” diye beni çağırmaz mı? Bütün hislerim büyük bir sarhoşlukla sırılsıklam ıslanmış bir halde yerimden fırlıyorum ki garson kulağıma eğiliyor:
“-Kimseye pek zararı yok ama, deli zavallı!”
Deli mi? Aman dostlarım bu eşsiz güzel kız deli öyle mi? İçim yırtılacak gibi.. O acılı plâğı bir daha çalıyorlar:
“Geçer her gün…………….”
“Deli, deli” diye dalgın mırıldanırken, ya benim hareketlerime “akıllılık mı” diyorum. Şair ne kadar haklı imiş:
“Yarab ne aceptir bu dârüşşifânın hep
Âkilleri mecnûndur, mecnûnları âkil”
Şardağ, R. (1951, Ağustos 11). Günübirlik / Geçer her gün bir şirin kız… Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

