Kitap ve çöplük

Dün, kapısı birinci kordona açılan ve içi her gün denizin esintisiyle yıkanan bir büyük kitaplıkta, oturulmamış iskemlelerin, el sürülmemiş fikir ve sanat eserlerinin adeta feryad edişine şahit oldum. Kimsecikler yok. Beyninin ışığını cilt cilt kitaplara doldurmuş olan nice saygıdeğer insanların şu aziz metaına yanaşan kim? Okuyor muyuz? Buna hemen “hayır” diyemeyiz. Kafaları ifsad edici bir sürü aşağılık metinler, piyasa romanları, her yaprağında ayrı bir cinayet tasvir edilmiş acaip dergiler, ispirtizma ve el falı kitapları… İşte okunan şeyler! Türkiye’de en çok satılan dergilerin sinemalar ve yıldızların hayatından bahseden şeyler olduğu bugün kesin bir gerçektir. Ama sade küçükler, sade gençler mi böyle kıvır zıvır delisi? Ne münasebet! Dedem yaşında bir hayli okumuş, torun sahibi olmuş nice münevver insan bilinir ki elinde Pitiğrilli’nin bir rezaleti ve hayasızlığı fikir diye, sanat diye yutturmaya kalkan kitapları veya cinsî münasebetlerin bilmem ne lojik bakımından, bilmem ne guddesi bakımından izahından bahseden seksoloji dergileri… Bu memlekette, öyle anlaşılıyor ki okumak davasından ziyade, değerliyi okumak davası karşısındayız. Patagonyalıların dillerine çevrildiği zaman, onların ruhlarında dahi kımıldamalar yaratabilecek haysiyette eserler bizde de klâsik tercümeler arasında yer almıştır. Asıllarını ise kendi dillerinden muktedir olanlar okuyabilir. İnsaniyeti fethetmiş olan bu çeşit eserlerden bir tekini okumak abur cubur okumaya değmez mi? Bizde kitap deyince adeta tüyleri diken diken olan bir nesil türüyor, bunu inkâr edemeyiz. Öyle rejisörler tanıdık ki, akşama kadar, kahvede, gazinoda çan çan ederek günü öldürürlerdi. Fikir adamı tavrı takınarak dolaşan bir nice zavallı biliriz ki, elinde yaprağı açılmamış bir kitap, derin bir tefekkür edası içinde vaktini katletmektedir.

Anatole France
(1844-1924)

Ne rüküşler bilirim ki sağına soluna soğuk bir bilgiçlikle, “Kitap okuyun amma, tesiri altında kalmayın.” gibi öğütler verirler; ne budalalık! İnsan elbette okuduğu kitabın tesiri altında kalacak! İnsan kafası, kitaplar altında ezilmedikçe kemale erer mi? Sen kalk, Balzac efendi, yirmi beş sene, hayatın bütün facialarını, insanların bütün cîfe (kokuşmuş) taraflarını incele, gördüklerini tesbit uğruna ekmek yer gibi günde on, on beş kalem ye! Bize mesela Baba Gorio gibi evlât nankörlüğünün, baba şefkatinin âbidesini hediye et; sonra bir sivri akıllı çıkıp senin tesirin altında kalmamayı bize tavsiye etsin! Öyleyse ömrünü neden bu işe verdin? Yazdıklarına madem ki boş verecekler bari bir kabzımal veya bir hamam tellâğı olsaydın ya!…

Ama iyi eserin tesirinden, zati kaçsan da kurtulamazsın. Anatole France öyle der: “Ben bir eseri okuduğum zaman kilomda ağırlık hissetmeliyim”. Gel gelelim, böyle cins eserleri yeni yetişenlere nasıl işaret edeceğiz? Bu soysuz kitap ve dergiler çöplüğünden paçasını kurtarabilene aşk olsun!


Şardağ, R. (1951, Ağustos 12). Günübirlik / Kitap ve çöplük. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın