Şimdi, yine şaka yaptığımı sanacaksınız; gerçi günler, şakasız, lâtifesiz dönmüyor. ama ben size neyin dönmediğini de merak ettirmeden açıklayacak durumdayım. Açıklamasına açıklarım ya, siz meraka düşüp, “Acaba ne dönmüyor?” diye, içinizden sual sorarsanız ne yapalım? Şimdi bu satırları okumakta olanların gözlerinde beliren sorguları, hayalimde çözer gibiyim. “Acaba” diyenleriniz var, “Her şey tekerrür edip durduğu, hep aynı günah işleyen Âdem’in çocukları ve Hâbil’in kardeşleri olduğumuz için değişen bir şey yok; dünya dönmüyor, bunu mu kastediyorsun?” Hayır okuyucularım, bu, biraz felsefeye dalmaktır. Bir fıkra yazarının pek derinlere gitmesi çekilmez. Eğer “Biliyor musun, az hile dolapları dönmüyor” dediniz mi? Kimsenin karışık işine karışmak istemediğimi söylerim. “Yoksa, yine pis komünistlere mi tarizin var? Rus elçileri bir defa çağrıldılar mı, bir daha geri dönmüyorlar, onu mu anlatmak istiyorsun” Bu da değil. Ramazan günü olsun siyaset yapmamalı değil mi? “Gidenler geri dönmüyor” o kadar malûm bir hakikat ki bu… “Tamam! Memur maaşlarını, bu zavallı sınıfın halini tasvir edeceksin! Şu perişan bütçe ile, bu dirhemlik maaşla o tonlar ağırlığındaki hayat dönmüyor.” Acı bir hakikat ama dilimin ucuna gelen hiç de bu değil. Belki, matematikçilerin insafa geldiklerini, çocukların sınıftan dönmediğini murad edişim düşünülebilir; değil! Bizim yaramaz Orhan’ımız eve mi dönmüyor; değil. Yaz geldi hâlâ mevsim dönmüyor; değil. “Ya ne? A beyim, senin bugün galiba oruçtan başın dönüyor” hamdolsun onun dönmediği günü hiç görmüşlüğüm yoktur. Fakat dönen bu da değil.
Bakın okuyucularım, size söyleyeyim: Ben ömrümde ilk olarak bir dost tanıdım ki çok şükür sözünden dönmüyor.
Şardağ, R. (1953, Mayıs 21). Günübirlik/Dönmüyor. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

