İstanbul Radyosunda iki senedir dinlediğimiz bu üstün sanatkâr hakkında benden bilgi isteyen iki okuyucumu cevaplamadan önce şunu hemen haber vereyim: “Şurada doğdu, falan yaşında şarkı mırıldanmaya başladı. Daha mektep sırasında iken…” diye başlayan biyografik bilgileri başka yerden temin etmek her zaman mümkündür. Ben daha çok onu dinlerken duyduğumuz hissi tahlile çalışacak, sanatı üzerinde duracağım.
Memleketin seçkin irfan ve mûsikî zevkini temsil eden müessesesi, İstanbul Üniversitesi’nde, dört beş senedir büyük hamlelerle ilerleyen bir Türk musikisi hareketi olduğunu hep bilirsiniz. Onun bu üniversitede teşkil edilen klasik Türk musikisi korosunda, koral eserlere katıldığını gördüğümüz gibi, zaman zaman, koro refakatinde solistik çıkışlara da geçtiği sırada zevkle dinleyenler çok olmuştur. İşte adını böyle bir topluluğun münferiden solosunu yaparken bellediğim genç doktor, kısa zamanda, Mesut Cemil dostumun zevk ve sanatsever gözlerinden ve duygusundan kaçmadığı için, İstanbul Radyosu’nda okumaya başladı.
Bu müzik, yapılı, ince ve romantik genç doktorun bariton bir ses seviyesinde toplanan sanatı kendisini tanıyanlarda adeta bir sürpriz tesiri yapıyordu. Meşhur Bilâl Hazretlerinden beri müesir ve davudi okuyun kaç ses geldi bilmiyorum ama, bizim Alaeddin Yavaşça‘mız insanı ağlatan ve gönlü tutuşturan tesirli bir sanatın adamı olmuşa benziyor.
Bizim bütün klasik eserlerimiz giriş ve karana varışlarında, icabında 25 kiloluk pala ve kılıçlar kullanılan dünkü atalarımız gibi büyük bir kuvvet ve ağırlık taşırlar. İşte Alâeddin Yavaşça‘nın yüzde yüz erkek sesi, besteye veya şarkıya böyle girer. Eski musikimizin bir ölçüsünden çıkarken takındığı vakur tavra mukabil, yeni batılın içinde seyrederken yavaş yavaş tahminlerin en mütenevvine geçmek gibi bir hususiyeti vardı.
Doktor Yavaşça’nın okuduğu bütün klasik veya klasik tavırlı eserlerde trilleri ruha işleyen sesiyle yaptığı bu çeşit açılışlar en orijinal tarafıdır. O ne manayı teksif etmiş okuyuş tavrıdır. Bir defa güfteyi anlar, anlamak ne demek, en ehemniyetli bir vasfı olarak evvela ruhuna içirir. Mana ile mest olan bu ruh, ağır, fakat canlı ve takat dolu bir güçle girdiği eserlerde, bilmiş, anlamış ve duymuş olmadan gelen bir itimatla öyle hakim okur ki melodiler ve lâhinler bu ne yaptığını bilen yaman musiki şehsüvarının idaresinde olduklarını idrak ederler. Sade falanın idaresinde koru mu olur? İşte böyle Alâeddin Yavaşça’nın idaresinde şarkı söylenir, beste okunur. Bir defa tavrın yolunu ve revnakını bulan davudi sesten dağ gibi yükselirken, seherde melül akan dere gibi inleyişler, hakim ve başı yukarıda olan cedlerinin ruhlarından kuvvet almış oturaklı, sağlam nağmeler, içimizi sökercesine hislendiren en acı terennümler dinlememiz mümkün olur.
Dr. Yavaşça’yı kaçırmayınız. Onda Münir’den sonra zamanımızın en ileri erkek sesini dinleyeceksiniz.
Şardağ, R. (1953, Haziran 5). Bilal-i Habeşi gibi müessir bir ses Doktor Alaeddin Yavaşça. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

