Bugün kunduramı boyayan boyacının yanına bir arkadaşı çıkageldi.
— Ne yaptın tapu işini?
Arkadaşı izahat vermeye başladı.
— Tapu muhafızını gördüm. Bir kanun varmış. Hazineye ait arazide…
Boyacı sorduğuna pişman olmuş gibi arkadaşının sözünü kesti:
— Bırak felsefeyi yahu!
Şu yirminci yüz yılda dünyamız da tıpkı o kundura boyacısı gibi felsefeyi bırakmış görünüyor. Okul çağında bir çokları için sıkıntılı bir ders mahiyetinde kalmasına mukabil, bir kısım öğrenci bu derse meftundur, kendini zaman zaman filozof bile sanır. Fakat hayata atılınca, iktisadi mücadeleler onu koyu olandan basite, kesiften dağınığa, bütünden parçalanmış olana yani felsefeden, felsefe olmayana doğru sürükler. Günlük hayatın, seli içinde, ezici hâdiselerin o kadar baskısı altındayız ki, biz bu sele hükmedecekken, o bizi sürüyor. Browning der ki: «Hayatın bir mânası vardır, bu mânayı bulmak da hayatın kendisidir.»
Yalnız bu mânayı nasıl bulacağız da felsefeye ulaşacağız? Filozof olmak için her gün esen rüzgârın aksi istikametinde kıyama kalkmak, her şeyden evvel bir tavra sahip olmak lâzımdır. Thorean haklıdır:
«Filozof olmak için bir mektep kurmuş olmak bile kâfi değildir. İtimad edilir, müstakil, sade ve ruhça asil bir hayatın icaplarına göre yaşamak, hakim olmayı sevmek lâzımdır.»
Bugün realite ne kadar başka. Tenvir edilmemiş, ikmal kurslarından geçmemiş olan avam için, haylaz ve tembelliğe âşık çocuklar için felsefe «Satranç oyunu kadar bile cazip gelmiyor. Düşünün ki felsefe meçhulden daha karanlık, zevk verme bakımından kısır bir meşgaledir». (1) İlim parçalar, felsefe derler. İlim, ucundan bakar. Felsefe özünü görür. Âlim koskoca dehasını ve zekâsını bazen fare öldüren bir pomat keşfetmeğe harcar. Felsefe, eşyanın aslında yanan ana cevheri gün ışığına çevirir. Felsefe meçhul faraziyelerle uğraşır. İlim daha çok malumu ilâm eder. Felsefe daima hareketsiz ve daima mütereddittir. İlim fethedilmiş bir ülkeden farksızdır.
Eloğlu ve çağımızın fikir adamı felsefeye bu sebeple soğuk duruyor. Materyalist dünyanın hazin panoramasına bakın. İyilik, fenalık, ölüm ânında gelen tebessüm, istenmeden gülüş, güzellik ve çirkinlik, hayat, ölüm, nizam, hürriyet. Hani, bu mevzuları, telleyip pullasanız dahi, yeni icat edilmiş bir müshil ilâcı kadar bile sevimli ve lüzumlu kılamıyorsunuz.
Asıl korkunç olan bu değil mi?
⸻
(1) Will Durand, filozofların hayatı ve doktrinleri, önsöz, sahife, 11.
Şardağ, R. (1953, Haziran 5). Günübirlik/Bırak felsefeyi. Ege Ekspres, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

