Müjgân Akçeli’nin konseri – Lem’i Bey tavrı hayatta

Bugün uzun süren bir ayrılıktan sonra tekrar Müjgân Akçeli‘yi dinleyeceksiniz. Radyomuzda, zaman zaman göğsümü kabartan bir kaç ses var ki Müjgân bunların arasında müstesna bir mevki tutuyor. İzmir Radyosu’nda fazla bir ümit taşımadan bıraktığım bu sesin, henüz müzik şefinin bulunmadığı günlerde keşfedilip mikrofona çıkarılmasının ve yetişmesinin yegâne amili şüphe yok ki bugünkü radyo müdürüdür. Müjgân Akçeli durumuna gelmiş olan çocuklarımızın bundan sonraki terakkilerinde aylardan beri yazıp durduğum uslûp hocasının yani gerçek vukufu haiz bir otoritenin çok müessir olacağı da muhakkaktır. Kendisi hakkında yazdığım ilk taktir yazısında, sesindeki solo kuvvetinin zamanla daha kuvvetli be pişkin bir hale geleceğinin ümit ettiğimden bahsettiğim bu küçük, fakat derin duyuşlu sanatkâr kızımızı geçirdiği ameliyatını müteakip verdiği bütün konserlerinde katip ettim. O, bir kaç ay içinde, faydalı olarak geçirilmiş bir kaç yılın olgunluğuna kavuşmuş. Eski günlerin Nisan örtüleri içinde kalmış, bazısı sevimsiz olan şarkıları bile ne kadar hakim, hisli, salçalı ve kıvamlı okuyordu. On iki yaşlarında iken Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde sık sık bestekâr Lem’i Bey merhumu görür, dinlerdim. Rahmetlinin kendi eserlerini okuyuş uslûbu çocuk hayalimde öyle derin izler bırakmıştı ki o zamandan bu tarafa, onun tavır ve uslûbuna yakın olmayan sesleri sevemez bir hale geldim. Tarafsız kalabilmek için giriştiğim çeşitli uslûp, çeşni ve özellikteki sesleri sevmek gayretim gerçi kısmen olsun semere verdi. Fakat içimin bir noktası beni daima Lem’i Bey‘den tarafa itiyordu. İşte Müjgân Akçeli de Emin Gündüz de Dr. Alâeddin Yavaşça da; Muzaffer Birtan da alkışladığım bu tavırdır. Lem’i Bey sadece şahsi uslûmun sahibi değildi. Onda, klâsik eserlerimizin nasıl okunacağını işaret eden adeta klâsik, mektebi bir ses, bir uslûp mevcuttu. Müjgân’da, tıpkı onun gibi şarkılara vakur giriyor, şarkıları vakur bitiriyor. Akçeli de, Lem’i Bey merhum gibi, yükleneceği fonemlere sadece sesini değil, bütün göğsünü, ciğerlerini terk ediyor. Akçeli, üstadım Lem’i gibi, armonisiz bir ritm tanımıyor. Okurken “Tak tak” eden usûl ve tempo seslerini değil, salına salına, devam edip giden ahenk cümbüşünü bize hissettiriyor. Biliyor ki sözler, sesler ve darplar solistten hakkını bekler, müddet bekler. Nasıl her kravat başka başka boyunlara takıldığı zaman, aynı tesiri hasıl etmezse, her kelimenin de çeşitli cümlelerde, başka başka mısralarda apayrı bir kaderi olur. Hatta her kelimede, her hecenin ayrı bir talihi olduğu gibi. Mesela Lem’i, İzmir’de bestelediğine dair kuvvetli bilgim olan Rast makamındaki “Sazım gibi…” şarkısını okurken sazdan sonra gelen “zın” hecesine öyle helâvetle girilerek, öyle haşmet, hatta haşyetle basar, bu heceye öyle derinlemesine bir giriş girerdi ki insanın tüyleri diken diken olmamak mümkün değildi. Ben Akçeli’yi de bu tavrın içinde titreyerek dinlemeye başladım. Sizi, bu akşam onun okuyacağı şarkılarla başbaşa bırakmak istiyorum. 


 Şardağ, R. (1953, Temmuz 26). Müjgan Akçeli’nin konseri – Lem’i bey tavrı hayatta. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın