Ankara’da bir devlet konservatuvarı vardır. Orada, opera ve enstrüman kısımlarına devam edenlere bu musikinin nazari tarihi ve deha hatlarına ulaşmış olan kıymetleri öğretilir. Bu miyanda monofon devirlerin tok ses üstatlarına büyük yer ayrılır. Ama gelin görün ki klâsik ve halk musikimizin, yani bizim musikinin tarihi ve dahileri öğretilmez. Bu ne acı tezattır?
“Efendim, klâsik Türk musikisine ve halk müziğine hususi olarak yer verilir ama devlet okullarına, resmi yerlere onu devlet eliyle sokamayız.” Böyle bir zırva mütalaa da var olduğunu biliyoruz:
İşte cevabı:
“Öyleyse devlet radyolarına ne diye sokuyorsunuz? Radyolarda değil sade klâsikleri, fakat uçkuru çözük şarkıları bile neşredip duran devlet değil de naçizin pederi midir?
“Halkın arzusunu tamamen hiçe saymak doğru değil.” Böyle bir fetva verildiğini kabul edelim. Cevabı şudur: ” Peki, halkımızın batı müziği konservatuvarı yanında, klâsik Türk müziği ve halk müziği konservatuvarlarının da açılmasını arzu etmediğini nereden biliyorsunuz?
Bu tezatlardan nasıl kurtulacağız bilmem ki! Dahi Atatürk Türk tarihini on iki bin yıl öncesine götürecek kadar mazinin şerefli semalarına doğru yol almaktan çekinmezken biz, bir evvelki günü menfur bir mazi sayarak inkara kalkıyoruz. Dahası var: Çocuk Sinan‘ı okuyor, onun yanında bu kubbenin altına bir daha zor gelecek olan Dede Efendi‘yi okumuyor. Bir tarafta resmi okullarda, konservatuvarlarda Türk musikisi hakkında bir fikir vermekten bile çekiniliyor; öte yanda devlet radyoları bu musikiyi bütün molozlarıyla her gün yayıp duruyor.
Tevekkeli kelin perçeminden tutamazsınız!
Şardağ, R. (1954, Şubat 14). Tut kelin perçeminden. Radyo Gazetesi, s. 1.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

