Ağlarım Remzi Oğuz’a

Küçük bir beden çatısı üstünde taşıdığı, değil sade vatana, bu vatanın adeta manevrasına doğru açılmış gözleriyle Türkiye’de milliyet, medeniyet ateşini nüfuz ettirebiliyordu. Yani yalnız bu gözler ayarlamaya, aşılamaya sevdirmeye, bağlamaya yetiyordu.

Remzi Oğuz‘um, o gözler nasıl söndü? Son Ankara seyahatimde başbaşa dertleşirken bana gayet açıkça politika hayatına karışmaktan duyduğun elemi, tiksintiyi, için kan ağlarcasına anlattın. “Bizim işimiz değil bu! Bizim bu pazar dondurucu kış rüzgârı gibi de alışverişimiz yok”. Şimdi bu sözlerini yüzüme çarpan vücudumda duyuyor, içtimai bir pişmanlıkla üşüyorum. Benim gibi naçiz bir sanat yazıları yazan kimsenin bile, – velev ki demokrasinin tahakkuku için olsa, velev ki partiler kurulmadan evvelâ rastlasa – az buz siyasete karışması hata idi. Sen bu millete bu yoldan da teşri-i hayatında da rehber inanan Remzi Oğuz, sanat tarihi profesörü, arkeolog, edip, hatip, muallim, mürebbi, terbiyeci, müzeci ve sen bütün bunların üstünde olarak lider Arık sen nasıl o tab’ına uymayan mesleğe karıştın? Pek vakitsiz ve berbat bir ölümle aramızdan ayrılışına yandığım kadar Alman milliyetçiliğini ateşleyen Fichte’nin nutukları gibi veremediğin nutuklara, birleştirmeye vakit bulamadığın Türk milliyetçiliğinin kaderine ağlıyorum. 

Fütuhattan, maceradan uzak, fakat yadellerde kalmış kardeşlerimize sağır olmayan bir milliyetçi idin. Milli geleneklerimizi, folklorumuzu inkâr etmeyen, kökünü reddeden bir sürü melez ve moloz arasında aslındaki cevhere aşık fakat garba dört elle ve teknik zaruretlerle sarılmamızı isteyen bir medeniyetçi idin. Ne ırkçıları tuttun, ne dejenereleri! Taşlarda, topraklarda cami pencerelerinde, medrese kubbelerinde yatan her dem şahlanmış Türk sanatına delice tutkundun. Kitaplar bıraktın, talebeler, fikirler, görüşler bıraktın ki, hepsi de rehber olucu. Ama bizi bu pis parti çekişmelerinin ve müfrit fikir çatışmalarının ta ötesine milletçe götürecektir. Kahpe ölüm buna fırsat vermedi; yanarım. Ütopyan, milli realizmin, yine de feyizler saçacak; eminim.


Şardağ, R. (1954, Nisan 11). Ağlarım Remzi Oğuz’a. Radyo Gazetesi, s. 1, 6. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın