Geçen gün İstanbul Radyosu’nda kadın solistlerimizden en tanınmışını ve en eskisini dinliyordum. Okudukları arasında bir tek yeni eser yoktu. Eski eserler külliyatında da bir yenisi olsun meşk edilmiş değil; tekrar tekrar dinlediğimiz şarkılar.
Üç radyoyu açın; hepsi de böyle.
Doğrusu dinleyici de zannıma göre radyo idaresi de, hatta efendim, solistlerimiz dahi bu halden galiba “gık” demişlerdir.
Türk musikisini şan kısmına mensup solistlerin bu repertuvar fukaralığını neden önleyemiyoruz, bilmem.
Babadan kalma bilgi ve galiba da işin hakikatine göre meşk için düm tek esastır. Bir yeni eseri, notasıyla olduktan başka ve ondan daha önemli olarak diz döverek, meşk ile geçme hem kolay, hem nüansları az çok çözebilme bakımından daha faydalıdır. Fakat yenisi, eskisi hemen bir iki istisnası haricinde bütün solistlerimiz kör değneği bellermişcesine aynı eserler üzerinde çivilenip kalıyorlar.
Sazendelerimizin büyük kısmında da bu fukaralık göze batacak kadar aşikardır. Hâlâ Nikolaki Efendi‘den, Osman Bey‘den öteye aşamayan icrakarlarımızı da daldıkları uykudan uyanmış görmek istemek hakkımızdır. Öyle sanıyorum ki, Türkiye’de hiç bir meslek erbabı, bizim radyolardaki musiki müntesipleri kadar yerinde saymıyor.
Memurlar için terfi zamanlarında faydalı olmak üzere amirler tarafından verilen mahrem tezkiye varakaları vardır. Acaba solist ve saz icracılarımız için de müzik şefleri ve radyo müdürleri tarafından yükselme veya gerilemesine esas olmak üzere böyle tezkiyeler verilemez mi?
Şardağ, R. (1954, Haziran 14). Repertuvar fukaralığı. Radyo Gazetesi, s. 1.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler…

