Mevlana’nın türbesi

En son aldığımız habere göre hükûmetimiz Mevlânâ Celâlettin-i Rûmî‘nin türbesini tamir için Konya Belediyesi emrine 300.000 lira göndermiştir. 

Hükûmeti överim. Türkiye’de türbelerin, tekkelerin sosyal hiç bir fonksiyonu kalmadığını kabul eden hükûmetimiz, aynı zamanda içinde Mevlânâ çapında bir dehânın yattığı başlı başına bir sanat eseri olan Konya’daki türbeyi tamirin de büyük bir hizmet olduğunu kabul etmiştir. Böylece türbe ile sanat; yobazlıkla, fikri; maziperestlikle mazinin şereflerine sadakat, hükûmetimizin mahir bir çizgi çekişiyle tam ortasından ayrılmıştır. 

Konya Belediyesi’ni ve Konyalıları överim. 

Zira Selçuk ve Osmanlı tarihinin altın değerindeki hazinelerine sahip olan bu memleket, onların değerini korumasını, hususiyle Mevlânâ‘nın üstüne bunca asırlar sonra, yeniden muhabbetle kapanmasını biliyor. O Mevlânâ ki, “Cihanı yakan güneşten ümidini kestiği mehtaptan tat almadığı, visal bağında kötürümleşen sevgiliye sevgi besleyemediği zaman” bile O’na, o ebedi sevgiliye karşı taşıdığı aşkın incilerini, dünyanın en orijinal mısralarını, hikem ve lirizme telif etmiş olduğu metinleri halinde cihana yaydı. 

Altmış altı evlât ve ahfadıyla altmış altı sanduka içinde o muhteşem sanat mabedine hâlâ ruh olan Mevlânâ‘nın bir de musikisi yok mu?

Milletimin bu mevzuda alkışlayacağı gün yakındır. Batı dünyası meslerini oratoryolarını dini ve mistik eserlerini radyolarında muayyen zamanlarda icra ederken biz Mevlevî musikisini radyolarımızda icradan neden çekineceğiz? Mevlevî âyinleri, bu memleketin seçkinler elinde yaratılmış musikisinin tek ölmez abidesidir. Büyük Atatürk‘ün her şeyde olduğu gibi bu mevzuda da inkılap ve adına siper almak isteyenlerin soysuz ve köksüz tarizlerine aldırmayınız. İmanlı bir Atatürkçü olarak işte haykırıyorum: Bu milletin tarihin o iki bin yıllık bir maziye götüren, Tarih ve Dil Kurumlarını kuran kimdi, Atatürk değil mi? Bu şerefli maziye giden Atatürk yobaz mıydı?

Mevlevîlik, tekkeler bugün ne açılmalıdırlar ne de zaten şu demokrasi devrinde hikmetleri kalmıştır. Ama Mevlevî musikisinde yatan şaheserlerimiz mehter kadar Süleymaniye kadar, Karatay Medresesi kadar Niğde’deki Akmedrese, Sivas’taki çifte minare kadar bizimdir ve bize ait şerefler olmakta devam edecektir. 


Şardağ, R. (1954, Mayıs 30). Mevlananın türbesi. Radyo Gazetesi, s. 1, 8. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler…  

Yorum bırakın