Kendisiyle ilk defa görüşüyordum. Ben radyo ve musiki muhitlerinde öyle sanıyorum ki sadece sevgi toplamış, idareciler nazarında ise ürkülen bir kimse olarak kalmışım. Yeni Basın Yayın Umum Müdürü’nü ilk anda cesur, samimi, dürüşt, hüsnüniyet dolu ve bana karşı samimi ve dost olarak bulunduğumu peşinen ve memnuniyetle itirafa etmeliyim. Benden önce davranıp bana bazı sualler tevcih etmek isteyen Sayın Muammer Baykan‘dan evvela kendi sorularımı cevaplamasını rica ettim ve bilahare gazete sütunlarına aksetmesini doğru bulmadığım, karşılıklı konuşmalara girişebileceğimizi söyledim.
1. İstanbul Radyosu’na Muzaffer Sarısözen‘i göndererek giriştiğiniz halk musikisini ıslah işinde büyük bir isabet vardır; sizi tebrik ederim. İzmir Radyosu ufak krizlerini de atlatmış, sakin bir çalışma ve idare yoluna girmiştir. Mali bakımdan takviyesinden başka bugün için mühim bir dert ve meselesi kalmamıştır.
Söz başlarken ilk taktirkâr görüşlerim bunlar oldu.
2. Sayın Baykan, senelerdir yazıyorum; üç radyoda okuyan hemen bütün solistlerimiz, kabiliyet ve kültür derecelerine göre değişen Türkçe, diksiyon, kelime ve telaffuz hatası yapıyorlar. Bizim musikimiz batıdaki gibi enstrümantal değil, vokal bir temele, yani sesli musikiye dayanır. Bizde sözün hakkı, yarı yarıyadır. Hal böyle iken üç radyoya üç edebiyat öğretmenliği kadrosu ilave edemeyişimizin ihmal ve alâkasızlıktan başka sebebi var mıdır? Eğer buna lüzum yoksa, neden bir zamanlar Refik Ahmet Bey ve meşhur Suphi Ziya Bey bu dersi okutmuşlardır? Melodi bakımından bir kaç defa prova edilen eserlerin Türkçe bakımından tashihine neden lüzum görülmez? Başta üstat Münir Nurettin dahi olmak üzere, bütün ses sanatkârlarında bu güfte ve telaffuz hatalarına seyrek de olsa rastlıyoruz. Divan edebiyatında etüd yapmış olan üç hocanın kadroya alınması şarttır.
Ben kendi radyomda bu işi fahri olarak görmeye amadeyim. Fakat, Ankara’da, İstanbul’da bu hatalar her gün tümen tümen irtikap edilirken, buradaki çalışmanın hiç bir manası olamaz. Devletin dilimize karşı da nağmelere karşı olduğu gibi hassas olması lazım, değil mi?
Muammer Baykan, bu meselede notunu almıştır.
– Aziz Baykan, Türk musikisi dini ayinlere dayanır.
Batıda nasıl kilise koroları, mes’leri, oratoryo’ları hâlâ ehemmiyetle çalınıyorsa, okunuyorsa, biz de de ayinler, ilâhiler, tevşihler Mevlevî ayinleri taşıdıkları harikulade müzikalite bakımından zaman zaman radyolarımızda yayınlanmalıdır. Musikiyi günah sayan, mutaassıp geri bir zihniyete karşı dine musikiyi olduğu kadar raksı da sokmuş bulunan ileri zihniyetli Mevlevîlerin eserlerine müzik olarak eğilmemizin zaman çoktan gelmiş bulunuyor.
Sayın Muammer Baykan bu mevzuda da notunu almıştır.
– Muhterem Baykan, ıslahat hareketine neden Ankara’da değil de evvelâ İstanbul’da başladınız? Ankara Radyosu’nu İstanbul’dan daha mütekâmil mi addediyorsunuz?
– Efendim, Ankara’da yakın zamanlarda salahiyetli kimselerin de katıldığı bir heyet karşısında eleme imtihanı yapılmış. Şimdilik bununla irtifa etmek istedik.
– Bu imtihanın kifayeti üzerinde şüpheye düşerdik ama, bereket heyette Münir Nurettin Bey vardı. Fakat bu imtihan sonunda feci bir adaletsizlik icra edilmiş, imtihan heyeti kararlarıyla çirkin bir şekilde alay edilmiştir.
– Ne gibi?
– İmtihanda muvaffak olamayan solistler heyet dağılıp gittikten sonra Ankara Radyosu’nun idarecileri tarafından “seansçı” adı altında birer, ikişer emisyonlara iştirak ettirilmişlerdir. Bir tarafta bilgisi kıt, sesi ve hançeresi bed hanımlar imtihanda radyoya lâyık görülmedikleri halde sonra da kendilerini daima musiki otoritelerinin üstünde saymak gafletinden kurtulamamış kimseler tarafından çeşitli unvanlar altında mikrofona alınırken, öteki taraftan (…) gibi uzun yıllar radyoya emek vermiş talim ve terbiyece, sesçe bu himayeli hatunlardan bir defa üstün olan kimselere solo yapmak hakkı tanınmıştır. Bu haksızlığı bir defa da Münir Nurettin Bey‘e sorun. Bana İzmir’de Ankara Palas’ta acı acı anlattığı meseleyi ve ıstırabını size de nakletsin. Sayın Baykan imtihan bir paravana olmuş, tek taraflı biçin bir orak gibi sadece kadroların bulunduğu yere çullanmıştır. İmtihan, ıslahat, adalet neşterini sür’atle Ankara Radyosu’nun perişan kadrosuna batırmayı lütfen ihmal etmeyiniz.
Sayın Umum Müdür bu mevzuda da kemâl-i dikkat ve alâka ile notunu almıştır.
– Muhterem ve aziz müdürüm, her şey iyi hoş ama, bu imtihanları, bu ıslahat işini kim yapacak? İşe başlarken tuttuğunuz yolu, hususiyetle Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol‘un müspet teşebbüslerini samimiyetimle desteklemiştim. Sütunları methe müsait olmayan bu reklâm ve magazin değil, hizmet gazetesinin hemen her sütununu ıslahat kararınıza ve teşebbüslerinize tahsis etmiştim. Fakat ıslahat için kurduğunuz heyeti görünce yeniden elemli ve münkesir hayatıma dönmeye karar verdim. Bu talihsiz memlekette ne zaman musiki bakımından bir ıslahat mevzu olsa daima, kendilerini Allah’ın ıslah etmesi gereken kimseler; ıslah heyetini teşkil ediyorlar.
Sayın Baykan’dan özür dileyerek İstanbul Radyosu’nu ıslaha giden heyeti ele aldım.
– Bu radyolarda, musiki söz ve çeşitli yayınlarda ıslahatı icap ettirecek noksanlar, hatalar varsa, bu hataların mes’ulü değilse bile, hiç olmazsa gidericisi de olmamış olan bir radyo dairesi müdürünü radyosu ıslah edilecek olan bir radyo müdürünü ıslah heyetine almanın hangi mantığa sığar tarafı vardır? Heyetin üçüncü üyesi muvafffak olamamış eski bir radyo dairesi müdürü olan hocam, hem de insan olarak -Allah’a kasem ederim ki- en çok taktir ettiğim Cevat Memduh Bey‘dir. Fakat benim onu sevmem bir şey ifade etmez ki.. Herkes de, benim gibi bilir; bu sanat tarihi hocam Türk musikisini sevmemektedir ve bilmemektedir.
Sayın Baykan,
Heyette dördüncü üye olarak Erzurum mebusu arkadaşım ve yine sevdiğim Bahadır Dülger kalıyor. Bir zamanlar makaleler yazdığım Tasvir gazetesinde kalemdaşlık yaptığım milliyetçi ve memleketçi arkadaşımın içinde bulunamayacağı tek heyetin, galiba musiki yayınlarının ıslahı ile uğraşan bir heyet olması lazım sanıyorum.
– Bu mevzuda yapıcı görüş olarak mukabil fikirleriniz nelerdir?
– Çok yazdım ve söyledim beyefendi. Bu memlekette, ihtiras ve kıskançlık rüzgârlarının, sarsamayacağı musiki otoriteleri vardır. Mesela yıllardan beri Türk musikisinde inkılap denebilecek hareket ve tatbikata girişen Sadettin arel Amerikalıların, Paganini‘nin uddaki sinonimi diye icrasına hayran olduğu doğu ve batı müziğinin vukuf dolu siması, muhterem icrakâr Şerif Muhiddin Targan, bestelerine, Anadolu’yu ve halkı sokmuş, şehir çocuğunun hayali ile bozkırdaki çobanın tahassürünü ruhunda eritmiş besteci Hafız Sadettin Kaynak, icrakâr, müzisyen ve bilgin aynı zamanda tecrübeli radyocu Mesut Cemil, ses musikimizin yegâne virtüozu ve bu vadinin en salahiyetli söz sahibi Münir Nurettin Bey, nazari musikimizin derinliklerine dalmış olan (rakipsiz kemençe üstadı Ruşen Kam, değerli hoca ve besteci Cevdet Çağla, Cevdet Kozanoğlu, merhum İsmail Hakkı Bey‘in oğlu müzik bilgini Ahmet Aksoy, işte bahsettiğim bu otoriteler arasındadır.
Sayın Baykan, musikimizde ıslahat için, kadr ü kıymetlerini bildiğimizi ispat için, Türk musikisinin kaderini tayin için bunları toplayınız. Onlara musikimizi bir defa toptan ıslah ettiriniz. Benim bildiğim 10 senede bu altıncı ıslah teşebbüsüdür. Sıtmalıya her nüks edişinde kinin yutturmamız mümkündür ama salahiyetsizlerin giriştiği bu ıslahatı zırt zırt tekrar etmek acı ve hazin, değil mi?
– Bunları çürütenler var.
– Beyefendi, uzağa gitmeye ne lüzum var? Bu muhterem bilginlerin dahi birbirlerini aciz göstermek isteyişlerine şu kulaklarım şahittir. Bir zaman sayın Tevfik İleri‘nin yapmak istediği jesti siz yapın. Onlar bir araya gelince kucaklaşacaklardır.
– Rüştü Bey, bunu bizim vazifemizin sınırı içinde mütalaa ediyor musunuz?
– İlmi bir kongre bakımından hayır, fakat musikimizi ıslah edecek temelli ve en makul kararları alma bakımından evet.
Muammer Baykan‘la aynı düşüncede birleşip Türk musikisinin yarınına endişe ile baktık. Baykan, Türk musikisinin batı, klasik ve halk müziğinden hiç biriyle yarına uzanamayacağını, fakat bu üç müziğin lübbûnda (özünde) saklı ruhî ve teknik usareyi emmekten vareste kalamayan bir müziğin yarınki müziğimizin şafak vaktini haber vereceğini veciz ve açık bir ifadeyle belirtmiştir. Radyolarımız hakkında ayrıca demiştir ki: “Radyoları laubali hareketlerin, yeniçeri ocağı zihniyetinin ve türlü kapris ve haksızlıkların melcei (sığınak)olmaktan çıkarmayı vazife biliyoruz. Sayın Vekil Dr. Sarol‘un prensibi ile iştirak ve intibak halinde, memur zihniyetinden gelmemiş insanlar olmanın cesaret ve azmi içinde çalışacağız.
Kendisine karşı derin bir hayranlık duyarak ayrılırken o, gazeteme yazamayacak olduğum mevzularda da bir hasb-i hal zemini açtı. Samimi olarak bir saat de bu vadide konuştuk. Ayrıca benden sık sık, neşredemeyeceğim hususi görüşlerimi her zaman beklediğini samimi ve dost olarak tekrarladı.
Kendisine veda etmiş giderken iki intiba beni ihata etmiş bulunuyordu:
– Muammer Baykan, iyi kalpli, haluk, ihtirastan uzak, fakat vazife ahlakının üst derecelerine ulaşmış, azimli, cesur bir insan. İyi niyetli, ihtisası bulunmadığı musiki mevzularında bilgili görüşlere hürmet ediyor.
– Muvaffakiyete ulaşması her zaman mümkün olabilir.
2. Elinin altındaki teknik ve mütehassıs elemanlar veya fikirlerine müracaat ettiği kimselerle yanlış bir karara da varabilirdi.
Doğruluk, iyi niyetine uyan kararlar dilerim ki kendisine daima hakim olsun ve Basın Yayın’ın, radyonun her branşında ihtisas, adalet ve şarlatanlıklardan uzak kalmış bir vazife ahlakı artık kesin olarak yer alsın.
Sayın Baykan, sizden son temennim, sizin olsun, beni, inkisara uğratmamanız, not aldığınız deftere zaman zaman atf-ı nazar etmenizdir.
En derin hürmet hislerimle.
Şardağ, R. (1954, Ağustos 22). Basın Yayın Umum Müdürü ile neler konuştum. Radyo Gazetesi, s. 1, 3, 4, 6.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Cenk Güray ve Ankara Milli Kütüphane çalışanlarına sonsuz teşekkürler…

