Yarını büyük olan bir ses: Müjgân Akçeli

Güzelim şarkıyı kahveci mestanından kurtaralım - Nevin neler okuyor - Bir okurun haklı üzüntüsü Bugünkü radyo programlarına göz gezdirirken İzmir'imizde saat 19.45'te Müjgân Akçeli'nin okuyacağını öğreniyoruz. Bu satırların sahibi tarafından zamanında keşfedilemeyen bu cidden üstün kabiliyetli çocuk, devlete geçen radyonun bir çok eksikliklerine rağmen, bize kazandırdığı kıymetler arasındadır. Bu yaşta, bu bilgide çok yüksek ve [...]

Koltuk

Geçen gün bizim meşhur Kulakçı Fahir'le konuşurken: "Yahu otur hele şu koltuğa" dedi. "Seni bir muayene edeyim". Neden bilmem, oldum olası, koltuk kelimesinden bir irkinti duyarım. Bütün insanlar kâinata birer koltuğa yapışmak maksadıyla da gelmiş olsalar -hani biraz da böyledir ya- yine bu ürküntü benden kaybolmaz vesselâm. Hakkım da yok mu? Koltuğun hangi şekli ve [...]

Hac ve tanbur

Nağmelerin sihr'i helâldir Onaltıncı asrın sonunda on yedinci asrın ilk yarısında yetişen bir tanbur üstadı aynı zamanda dini bütün bir Müslümanmış.  İslâm'ın şartlarını büyük bir dikkatle yerine getirmeyi en yüksek emel olarak ruhunda taşıdığı için, imkânını bulunca hacca niyet etmiş.  Fakat o zamanın hali malum. Musiki davası, şer'an bir türlü halledilememiştir. Üflenerek çalınan sazın ahkâmı [...]

Alaturka’da Usûl

Bir çok dostlara rastgelirim; aramızda şöyle bir konuşma geçer: -Bizim kızın bir sesi var; harika. Biraz usûl öğrense Safiye'den daha güzel okuyacak.  İşin tuhafı, kadınsa, Safiye, erkekse Münir Nurettin'den alırlar. Halbuki, bahsedilen kızın belki sesi vardır. Fakat eksik olan tarafı: Musikisi bilgisi, makamlar, eserler gibi bir müzisyende bulunması lâzım gelen vasıflardır. Hakikatte usûl bambaşka bir [...]

Çorap söküğü…

Stalin'den sonra Çekoslovak Cumhurbaşkanı da bir kriz neticesi ölmüş. Yeni Sovyet devlet başkanının da ayrıca kalp hastalığına müptela olması sulh arzusu içinde kıvranan dünya vatandaşlarını nerdeyse sevinçten hoplatacak. "Efendim, meseleleri şahıslara bağlarsak beyhude yere ümitleniriz" diye söze başlayacak bir mantık sahibinin belki de hakkı vardır. Fakat tarihin mel'un istibdatları -hangi isim ve rejim adı altında [...]

Yorgo Bacanos

Yorgo Bacanos(1900-1977) İstanbul Radyosu açıldıktan sonra onu tanımayan, ismini duymayan kalmadı. Yüzünden hiç eksik olmayan tebessümü, kendi işinden başka bir şeye karışmayan hayat telâkkisi, onu bütün sanat muhitine çok sevdirdi.  Yorgo, meşhur lavta üstadı Lambo'nun oğlu ve yakın zamanda aramızdan ebediyen ayrılan kemençe üstatlarından Aleko'nun kardeşidir.  Ud'a ne zaman başladığını kendi dahi hatırlamamaktadır. Pek küçük [...]

Radyo’da bugün neler dinleyeceğiz

İsmet Uğurlu Bugün İstanbul Radyosu'nun 20.35 seansında dinleyeceğiniz küme faslı cidden güzeldir. Bu fasılda geçen şarkılardan biri var ki, radyo dergilerinde yanlış kaydedilmiş. Hicazkâr makamından olan bu nefis ve klâsik çeşnideki eserin sözleri budur: "Pembelikle imtizac etmiş teninSine yâ kâfura benzer gerdeninBen siyah pırlanta zannettim teninSine yâ kâfura benzer gerdenin" Yine bugün Ankara Radyosu'nda 21.30'da [...]

Büyük bestecimiz Giriftzen Asım Bey 

Musikimize az fakat ölmez eserler ve bilhassa uzun zaman bulunduğu Amasya'da ektiği feyizli musiki tohumlarının üzerinden seneler geçmesine rağmen hâlâ yeşertileri görülen Neyzen ve Giriftzen Asım Bey, 1851'de Tesalya Yenişehrinde dünyaya gelmiştir. Muhzırbaşı Ali Efendi'nin oğludur. Küçük yaşta iken sesinin güzelliği muhitinin dikkat nazarlarını çekmiş ve Yenişehir Mevlevihanesi'nde 14-15 yaşlarında iken Neyzen Yusuf Paşa'nın çırağı [...]

O kadın

Geçen gün Kore'den dönen gazilerin göğsüne Amerikan milletinin en büyük şeref nişanı bronz madalya takılırken, oğlu Kılıçer'i Kore dağlarında toprağa veren ananın halini hâlâ gözlerimin önünden kaybedemiyorum. Sancılarının en azizini çekerek dünyaya getirdiği ve sonra yirmisine denk bir taze gül dalı gibi erginleştiği ömür mahsulünü kaybetmek, kısaca hayatnıın bel kemiği mesabesinde olan yegâne desteğinden mahrum [...]

Münir Nureddin’in İkinci Konseri

Üstadın Elhamra'daki ikinci konserine şimdi sadece ruhu yaşayan ebedilerden Hammamizade İsmail Dede ile başlandı.  "Ey çeşm-i ahu hicrinle tenhalara saldın beni" Güfte ve bestenin kültürünü yıllarca önce yapmış olan san'atkâr kendinden emin bir tonla giriştiği tegannide, bilhassa "tenhalere", "sahralere" kelimelerinde arkaik bir hava yaratmak, tarihi bütün lezzetiyle ve çeşnisiyle tattırmak için tenhalara ve sahralara dedi. [...]